Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun TCG İstanbul ile Lazkiye Limanı’nı ziyaret etmesi, sıradan bir askerî temas olarak değerlendirilemez. Türk savaş gemilerinin 18 yıl sonra Suriye kıyılarına dönmesi, Ankara ile Şam arasındaki iş birliğinin karadan denize taşındığını gösteriyor.

Suriye donanmasının yeniden yapılandırılması, liman güvenliği, sahil gözetleme sistemleri ve ortak eğitim programları önümüzdeki dönemin başlıca iş birliği alanları olabilir. Ancak Lazkiye ziyaretinin anlamı yalnızca askerî kapasiteyle sınırlı kalmıyor. Suriye kıyılarındaki enerji yatırımları, limanların bölgesel ticarete açılması ve deniz alanlarının hukuki statüsü de aynı sürecin parçalarını oluşturuyor.
Bu ziyaretin ardından Türkiye ile Suriye arasında bir Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalanması ihtimali yeniden gündeme geldi. Konu hakkında henüz kamuoyuna açıklanmış bir müzakere takvimi veya üzerinde uzlaşılmış bir deniz sınırı bulunmuyor. Ancak askerî, ekonomik ve diplomatik gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde böyle bir anlaşmaya giden altyapının adım adım oluştuğu görülüyor.
Türkiye’nin Suriye ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma düşüncesi yeni değil. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Aralık 2024’te iki ülke arasında bir deniz yetki alanları anlaşması yapılabileceğini, bu adımın petrol ve doğal gaz arama sahalarının sınırlarını da belirleyebileceğini açıklamıştı.
Lazkiye’de başlayan deniz iş birliği, bu seçeneğin artık yalnızca teorik bir ihtimal olarak görülmediğine işaret ediyor.
MEB Anlaşması Suriye’nin Deniz Kapısını Açabilir
Suriye’nin yeniden inşası yalnızca şehirlerin ve kara yollarının onarılmasına bağlı değil. Lazkiye ve Tartus limanlarının yeniden faaliyete geçmesi, ülkenin enerji yatırımlarına açılması ve bölgesel ticaret ağlarına bağlanması da büyük önem taşıyor.
Bunun için önce deniz güvenliğinin sağlanması gerekiyor. Yıllarca süren savaş, Suriye’nin donanmasını, kıyı gözetleme kapasitesini ve liman altyapısını büyük ölçüde zayıflattı. Türkiye, denizcilik tecrübesi ve savunma sanayisiyle bu boşluğu doldurabilecek en güçlü bölgesel ortaklardan biri.
Güvenliğin ardından hukuki belirlilik geliyor. Suriye açıklarında enerji araması yapılacaksa ruhsat alanlarının, deniz sınırlarının ve kaynakların kullanım yetkisinin açık biçimde belirlenmesi gerekir.
Türkiye ile Suriye arasında yapılacak bir deniz yetki alanları anlaşması bu zemini oluşturabilir. Böyle bir adım, yalnızca iki ülke arasındaki deniz sınırını çizmez; enerji yatırımlarını, liman projelerini ve deniz ticaretini de kolaylaştırır.
Anlaşma aynı zamanda İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan merkezli enerji ve güvenlik projelerinin Türkiye ile Suriye yokmuş gibi şekillendirilmesini zorlaştırabilir. Türkiye–Libya mutabakatı Doğu Akdeniz’in batısında nasıl yeni bir hat çizdiyse Türkiye–Suriye anlaşması da bölgenin doğusunda benzer bir sonuç doğurabilir.
Ukrayna’dan Kuzey Kıbrıs’a Türkiye Merkezli Yeni Ağ
Türkiye ile Ukrayna arasında 3 Şubat 2022’de imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, geçtiğimiz günlerde Ukrayna Parlamentosu tarafından onaylandı. Anlaşma, yalnızca gümrük vergilerinin azaltılması anlamına gelmiyor; Ukrayna’nın savaş sonrasındaki yeniden inşasında Türk şirketlerine inşaat, ulaştırma, enerji, tarım ve lojistik alanlarında geniş bir pazar açabilir.
Ukrayna’dan başlayan ticaret ağı Karadeniz üzerinden Türkiye’ye, buradan Suriye limanlarına ve Orta Doğu pazarlarına uzanabilir. Türkiye bu tabloda yalnızca bir geçiş ülkesi değil, kuzey ile güney arasındaki ekonomik akışın merkezlerinden biri hâline gelebilir.
Bu ağın Doğu Akdeniz ayağını Kuzey Kıbrıs’a kurulması planlanan doğal gaz boru hattı güçlendiriyor. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 10 Temmuz 2026’da imzalanan mutabakatın ardından Anamur ile Teknecik arasında yaklaşık 101 kilometrelik çift yönlü bir hat için çalışmalar başladı. Hattın Kuzey Kıbrıs’ın elektrik üretim maliyetlerini düşürmesi ve ilerleyen dönemde adayı enerji ticaretine bağlaması hedefleniyor.
Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’la enerji entegrasyonunu güçlendirmesi ve aynı dönemde Suriye kıyılarında deniz iş birliğini başlatması birbirinden bağımsız gelişmeler olarak görülmemeli. Biri Doğu Akdeniz’in merkezinde, diğeri doğusunda Türkiye’nin fiziksel varlığını güçlendiriyor.
Irak Kalkınma Yolu Dört Deniz’in Güney Omurgası Olabilir
Bu tablonun en önemli halkalarından biri de Irak Kalkınma Yolu.

Proje, Basra Körfezi kıyısındaki Büyük Fav Limanı’nı yaklaşık 1200 kilometrelik demir yolu ve otoyol ağıyla Türkiye sınırına bağlamayı hedefliyor. Böylece Körfez ve Asya’dan gelen malların Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması planlanıyor. Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri proje için 2024 yılında dörtlü mutabakat imzaladı.
Kalkınma Yolu, Dört Deniz Girişimi’nin Basra Körfezi ayağını somut bir altyapıya dönüştürebilir. Fav Limanı’ndan Türkiye’ye ulaşacak kara ve demir yolu hattı, kuzeyde Avrupa ve Karadeniz’e, batıda ise Suriye limanları üzerinden Akdeniz’e bağlanabilir.
Irak ile Türkiye arasındaki yeni enerji süreci de bu koridoru güçlendiriyor. Ankara ile Bağdat, 27 Temmuz’da süresi dolacak Irak–Türkiye Ham Petrol Boru Hattı anlaşmasını 12 ay uzatmaya hazırlanıyor. Kerkük ve Irak’ın kuzeyindeki petrolü Ceyhan Limanı’na taşıyan hattın yeniden kalıcı biçimde işletilmesi, Türkiye’nin yalnızca transit değil, bölgesel enerji dağıtım merkezi rolünü de güçlendirebilir. İki ülke aynı zamanda daha geniş enerji iş birliği seçeneklerini görüşüyor.
Ceyhan’ın Akdeniz’e açılan enerji kapısı, Fav Limanı’nın Körfez bağlantısı ve Kalkınma Yolu’nun kara ulaşım ağı aynı sistem içinde birleşebilir. Buna Suriye’nin Lazkiye ve Tartus limanları eklendiğinde Türkiye ile Irak arasında tek bir güzergâha bağlı olmayan, alternatif çıkış noktalarına sahip daha esnek bir yapı ortaya çıkar.
Bu esneklik Türkiye’nin en önemli avantajlarından biri. Irak petrolü Ceyhan’a ulaşabilirken Irak ile Suriye arasında yeniden canlandırılması tartışılan Kerkük–Baniyas hattı da Suriye’nin Akdeniz kıyılarını enerji denklemine yeniden sokabilir.
ABD’nin bu hattın canlandırılmasına destek verdiğine ilişkin açıklamalar, Suriye’nin enerji koridorlarındaki yerinin yalnızca Ankara tarafından değil, Washington tarafından da önemsendiğini gösteriyor.
Dört Deniz Girişimi Büyük Çerçeveyi Sunuyor
Karadeniz, Hazar Denizi, Akdeniz ve Basra Körfezi’ni enerji, ticaret ve ulaştırma hatlarıyla birbirine bağlamayı öngören Dört Deniz Girişimi, bütün bu gelişmelerin büyük çerçevesini sunuyor.

Fikrin kökleri 2009 yılına kadar uzansa da Suriye savaşı ve bölgesel çatışmalar nedeniyle proje uzun süre gündemden düştü. Yeni dönemde Türkiye–Suriye yakınlaşması, Irak Kalkınma Yolu ve Körfez ülkelerinin alternatif güzergâh arayışları bu vizyonu yeniden anlamlı hâle getiriyor.
Lazkiye ve Tartus, Irak ile Körfez’i Akdeniz’e bağlayan limanlar hâline gelebilir. Ceyhan enerji dağıtım merkezi rolünü büyütebilir. Kalkınma Yolu Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyabilir. Ukrayna ile serbest ticaret ise sistemin Karadeniz ayağını güçlendirebilir.
Suriye ile yapılabilecek bir deniz yetki alanları anlaşması da bu ağın Doğu Akdeniz’deki hukuki ve güvenlik temelini oluşturabilir. Bu nedenle muhtemel anlaşmayı yalnızca İsrail–Yunanistan–GKRY hattına karşı geliştirilen bir hamle olarak okumak eksik kalır.
Asıl mesele, Türkiye’nin çevresindeki denizleri, limanları ve kara yollarını tek bir jeoekonomik sistem içinde birleştirmeye çalışması.
Türkiye bu stratejik hamleleri yaparken rakipleri de elbet boş durmuyor. Ancak Türkiye’nin en büyük avantajı, sahip olduğu eşsiz jeostratejik konum ve tek bir projeye bağlı kalmaması. Ukrayna ile ticaret, Irak Kalkınma Yolu, Ceyhan enerji hattı, Kuzey Kıbrıs doğal gaz boru hattı ve Lazkiye bağlantısı ayrı ayrı ilerleyebilir; daha sonra aynı ağ içinde birleşebilir. Bu nedenle Türkiye merkezli model, IMEC veya İsrail–GKRY–Yunanistan hattına göre daha esnek ve uygulanabilir görünüyor.
Dört Deniz Girişimi’nin tamamı kısa sürede hayata geçmeyebilir. Ancak Irak’tan Ceyhan’a enerji akışı güçlenir, Kalkınma Yolu Türkiye’ye ulaşır ve Suriye limanları yeniden açılırsa Ankara yalnızca bir transit ülke olmayacak; bölgedeki ticaret ve enerji güzergâhlarının yönünü belirleyen ana merkezlerden biri hâline gelecek.
4 Deniz Yolu Karadeniz, Akdeniz(Doğu Akdeniz)Hazar Gölü(artık deniz değil) Basra Körfezi’nde yer alan bölge ülkeleri kazanacak. Irak, Suriye, Kıbrıs, Türkiye, Ukrayna. Bu ülkelerin konumu daha da önem kazanacak ve refahları yükselecek. Savaşlar, iç karışıklıklar olmazsa tabiî.