Recep Tayyip Erdoğan ile Donald Trump’ın yakın temasını; Türkiye ve ABD bayrakları, F-35 savaş uçağı, Suriye, enerji hatları ve İsrail sembolleriyle bir araya getiren editoryal kolaj

"Trump’ın Kulağına Fısıldayan Başkan Erdoğan"

Donald Trump, sıradan ölçülerle değerlendirilebilecek bir siyasi figür değil. 2020 seçimlerini kaybettikten sonra siyasi hayatının sona erdiği düşünüldü. Twitter hesabı kalıcı olarak kapatıldı, adli kayıt fotoğrafı çekilen ilk eski Amerikan başkanı oldu, ceza davasında suçlu bulunan ilk eski başkan olarak tarihe geçti ve 2024 seçim kampanyası sırasında bir suikast girişiminden yaralı kurtuldu.

Fakat bütün bu süreç, Trump’ın siyasi kariyerini bitirmek yerine, onu ikinci kez Beyaz Saray’a taşıdı.

Trump’ın siyaset anlayışında kurumlar kadar kişisel ilişkiler, ideolojik yakınlıklar kadar sadakat ve vefasızlık duygusu da belirleyici. Kendisine zor zamanlarında destek verenleri unutmuyor; onu terk ettiğine inandığı isimlerle ise yıllar sonra bile hesaplaşabiliyor. Bu nedenle Trump’ın ikinci kez seçilebileceğini ve Ankara’nın olası bir dönüşü erkenden hesaba katması gerektiğini uzun süre önce yazmıştım. Onu, bütün kayıplarının ardından geri dönerek intikam almaya hazırlanan Monte Kristo Kontu’na benzetmem de tam olarak bu yüzdendi.

Bugün Trump’ın yeniden başkanlık koltuğunda oturması, bu benzetmeyi yalnızca edebî bir göndermeden ibaret olmaktan çıkarıyor. Trump, ikinci dönemine yalnızca yeni bir siyasi programla değil, geçmişten kalan kişisel hesaplarla da döndü. Bu tablo içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeri ise oldukça farklı.

Donald Trump ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ilişki, klasik müttefiklik kalıplarıyla açıklanabilecek bir ilişki değil. İki lider zaman zaman son derece sert biçimde karşı karşıya geldi; fakat krizlerin ardından doğrudan temas kurmayı ve ilişkiyi yeniden rayına oturtmayı başardı. Trump’ın dış politikayı liderler arasındaki kişisel kimya üzerinden yürütme eğilimi düşünüldüğünde, Erdoğan’ın gerektiğinde Amerikan Başkanına aracısız biçimde ulaşabilmesi Ankara’nın en önemli diplomatik avantajlarından birine dönüştü.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde Türkiye-ABD ilişkileri ağır sınamalardan geçti. Rahip Andrew Brunson krizi, Suriye’de YPG’ye verilen Amerikan desteği, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi alması, F-35 programından çıkarılması ve 2020’de uygulanan CAATSA yaptırımları ilişkileri kopma noktasına getirdi. Washington, S-400’lerin F-35’in teknolojik sırlarını tehlikeye atabileceğini savunurken Ankara, kendi hava savunma ihtiyacının yıllarca karşılanmadığını öne sürdü.

Trump da bu dönemde Erdoğan’a karşı zaman zaman diplomatik teamülleri zorlayan bir dil kullandı. Türkiye’nin ekonomisini “yok etmekle” tehdit etti; 2019’da gönderdiği mektupta Erdoğan’a “sert adam olma” ifadeleriyle seslendi. Ancak bu sertlik, iki lider arasındaki doğrudan iletişim kanalını bütünüyle ortadan kaldırmadı. Trump bir yandan tehdit ve yaptırım diline başvururken diğer yandan Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak tanımlamayı sürdürdü. İlişkinin ayırt edici özelliği de buydu: Krizler kurumsal düzeyde büyüse bile kişisel kanal hiçbir zaman tamamen kapanmadı.

2020 seçimlerinin ardından yaşananlar, Trump’ın sadakat anlayışını daha açık biçimde gösterdi. Binyamin Netanyahu, Joe Biden’ın zaferini erken kutlayan liderlerden biri oldu. Trump bunu kendisine yapılmış bir vefasızlık olarak gördü; daha sonra Netanyahu için son derece ağır ifadeler kullandı ve onunla uzun süre görüşmediğini söyledi.

Erdoğan ise seçim sonucuna rağmen Trump’a karşı aşağılayıcı veya rövanşist bir söylem benimsemedi. Trump’a yönelik suikast girişiminin ardından hem kamuoyu önünde geçmiş olsun dileklerini iletti hem de kendisini telefonla aradı. Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasının hemen ardından gerçekleşen görüşmede de iki lider, Türkiye-ABD ilişkilerini geliştirme iradesini ortaya koydu.

Trump’ın kişisel sadakati siyasi bir ölçüye dönüştürme biçimi düşünüldüğünde, bu ayrıntılar önemsiz değil. Erdoğan, Trump’ın en zor döneminde onun siyasi cenazesini kaldırmaya koşan liderlerden biri olmadı. Netanyahu ise Trump’ın gözünde tam da bunu yaptı. Bugün İsrail basınında Erdoğan-Trump yakınlığına gösterilen tepkinin arkasında yalnızca askerî dengeler değil, bu kişisel hafıza da bulunuyor.

"Trump’ın Kulağına Fısıldayan Başkan Erdoğan"
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki samimi ilişki yabancı basının da ilgisini çekiyor.

Ankara, uzun vadeli yaklaşımının diplomatik karşılığını almaya başlamış görünüyor. Trump, Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için çalışma yürütüldüğünü açıkladı. Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarını almasını da değerlendirmeye hazır olduğunu söyledi. Erdoğan’la aralarında güçlü bir “kimya” bulunduğunu belirten ABD Başkanı, Türkiye’nin bazı ülkelerden çok daha sadık davrandığını savundu. Bu açıklamalar, birkaç yıl önce konuşulması dahi güç görünen F-35 seçeneğini yeniden diplomatik masaya taşıdı.

İsrail merkezli Maariv gazetesinde yazan araştırmacı Nissim Katz’ın kaygısı tam olarak burada başlıyor. Katz, 2027 yazında Türk F-35’lerinin Eskişehir’e indiği varsayımsal bir tablo çiziyor ve böyle bir gelişmenin İsrail’in bölgede yıllardır koruduğu teknolojik ayrıcalığı sarsacağını savunuyor. Fransız Courrier international dergisi de tartışmayı “Trump ile Erdoğan arasındaki yakınlaşma İsrail’i endişelendiriyor” başlığıyla aktardı. Katz’a göre Türkiye, Trump’ın kararlarını şekillendiren kişisel ve siyasi dinamikleri İsrail’den daha iyi çözmüş durumda: Erdoğan, bir dönem Washington’da dışlanan bir liderken bugün Amerikan Başkanının kulağına doğrudan fısıldayabilen aktörlerden birine dönüşmüş bulunuyor.

Bu yakınlığın etkileri yalnızca F-35 dosyasında görülmüyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın önce Suriye, ardından Suriye ve Irak için özel başkanlık temsilcisi olarak görevlendirilmesi, Ankara’yı Washington’ın bölgesel diplomasisinin başlıca merkezlerinden biri hâline getirdi. Barrack’ın görevini Türkiye’deki büyükelçilik makamıyla birlikte yürütmesi, Washington’ın Suriye ve Irak politikalarını Ankara’dan bağımsız düşünmediğini gösteren güçlü bir işaret.

İsrail’de Barrack’ın Ankara’ya ve yeni Şam yönetimine fazla yakın davrandığını düşünen geniş bir çevre bulunuyor. Barrack, İsrail’in Türkiye ile Suriye’yi potansiyel ortaklar yerine sürekli düşman olarak görmesini stratejik bir hata olarak nitelendirdi; Türkiye’nin Gazze’nin yeniden inşasında yapıcı bir rol oynayabileceğini savundu. Bu yaklaşım, Suriye’de parçalı ve zayıf bir yapı tercih eden İsrailli çevrelerle, ülkenin toprak bütünlüğünü ve merkezi yönetimini destekleyen Ankara arasındaki görüş ayrılığını daha görünür hâle getiriyor.

Trump’ın Türkiye’ye atfettiği stratejik önem de bu tabloyu güçlendiriyor. Trump, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’nin geleceğinin “anahtarını” elinde tuttuğunu söyledi; Türk ordusunu büyük ve savaşlarla yıpranmamış bir güç olarak övdü. Erdoğan’ı Gazze için oluşturulan Barış Kurulu’na davet etmesi ve Ankara’nın Filistin meselesindeki itirazlarına rağmen Türkiye’yi sürecin içinde tutması da aynı tercihin uzantısı. Türkiye adına kurulun ilk toplantılarına Hakan Fidan’ın katılması, Ankara’nın İsrail’in istemediği bir aktör olsa bile yeni bölgesel düzenden dışlanamayacağını ortaya koydu.

"Trump’ın Kulağına Fısıldayan Başkan Erdoğan"
Türkiye Gazze Barış Kurulu’nda kurucu üye olarak kabul edildi.

Kafkasya’da ortaya çıkan tablo da dikkat çekici. Azerbaycan’ı Nahçıvan’a, oradan da Türkiye’ye bağlaması öngörülen Zengezur Koridoru, ABD’nin arabuluculuğunda “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası” adıyla yeni bir çerçeveye kavuşturuldu.

Enerji alanındaki yakınlaşma da aynı dönemde hızlandı. TPAO ile ExxonMobil’in iştiraki ESSO Exploration International Limited arasında imzalanan mutabakat zaptı; Karadeniz ve Akdeniz’deki yeni arama alanlarının yanı sıra tarafların üzerinde uzlaşacağı başka uluslararası sahaları da kapsıyor. Henüz belirli bir bölgede kesinleşmiş ortak sondaj projesinden söz edilemese de anlaşma, Türkiye-ABD ilişkilerine savunma ve güvenliğin ötesinde yeni bir enerji kanalı açıyor. Ardından Chevron ile yapılan benzer mutabakat da Amerikan enerji şirketlerinin Türkiye’nin bölgesel enerji stratejisindeki ağırlığının artabileceğine işaret ediyor.

Daha çarpıcı gelişme ise Suriye ve Lübnan cephesinde yaşandı. Axios’un Amerikalı ve İsrailli yetkililere dayandırdığı haberine göre Trump, Netanyahu’dan İsrail güçlerini Suriye’den çekmeye başlamasını ve Lübnan’da daha önce üzerinde uzlaşılan geri çekilme adımlarına uymasını istedi. Haberde, Trump’ın İsrail’in Suriye’deki askerî varlığının gerilimi artırabileceğini düşündüğü belirtildi. Bu görüşmenin, Trump’ın Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile buluşmasının hemen ardından gerçekleşmesi ayrıca dikkat çekiyor.

Bütün bunlara rağmen ABD’de Trump’ın siyasi iradesi tek başına yeterli değil. Washington’ın İsrail’in güvenliğine yönelik taahhüdü sürüyor. Amerikan Kongresi’nde Cumhuriyetçi ve Demokrat üyelerin birlikte oluşturduğu güçlü bir muhalefet bulunuyor. Bu üyelerin Türkiye’ye ilişkin çekincileri, S-400 meselesi, İsrail’in lobicilik gücü ve Ankara ile Washington’ın bazı bölgesel konulardaki çıkar ayrılıkları hâlâ önemini koruyor. Bu nedenle Trump’ın siyasi iradesi, Amerikan devletinin kurumsal engellerini her zaman aşamayabilir.

Fakat yeni dönemin en önemli gerçeği şu: Washington, Orta Doğu’dan Kafkasya’ya uzanan yeni denklemi Türkiye’yi dışlayarak kuramayacağını giderek daha açık biçimde kabul ediyor. İsrail’i endişelendiren, Erdoğan ile Trump’ın birbirlerini sevmesi değil. Asıl kaygı, iki lider arasındaki kişisel bağın artık yalnızca telefon görüşmelerinde ve karşılıklı iltifatlarda kalmaması; F-35’lerden Suriye’ye, Gazze’den enerji ve ulaşım koridorlarına kadar somut jeopolitik sonuçlar üretmeye başlaması.

839
1
11

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Hayırlı bereketli akşamlar Öznur bacım kalemine kuvvet ilmine bereket olsun inşallah
Erdoğan siyaset adamı Trump ticaret adamı devlet adamı şirket idarecisini alt eder

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
839
1
11

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.