Türkiye ve Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki stratejik rekabetini simgeleyen, beyaz fon üzerine hazırlanmış minimalist jeopolitik kolaj.

Meis’ten 1922 Mesajına: Yunanistan Türkiye’ye Karşı Ne Yapmaya Çalışıyor?

Miçotakis’in Meis’ten verdiği egemenlik mesajları ile Dendias’ın 1922’yi Yunanistan’ın tek taraflı tarih anlatısı üzerinden yeniden gündeme taşıması tesadüf değil. Atina, Türkiye ile doğrudan çatışmaya girmeden Ege ve Doğu Akdeniz’de kendi tezlerini adım adım kalıcılaştırmaya çalışıyor. Asıl hedef, Ankara’yı sürekli tepki veren taraf konumunda bırakmak ve gelecekte kurulabilecek müzakere masasının şartlarını bugünden şekillendirmek.
Türkiye ve Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki stratejik rekabetini simgeleyen, beyaz fon üzerine hazırlanmış minimalist jeopolitik kolaj.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Meis, Ro ve Strongyli’ye yaptığı ziyaretler yalnızca sembolik değildi. Türkiye kıyılarının hemen karşısındaki Meis’te “egemenlik”, “Avrupa’nın doğu sınırı” ve “tehdit kabul etmeme” vurgusu yapması doğrudan Ankara’ya verilmiş siyasi bir mesajdı.

Çünkü Meis, Türkiye-Yunanistan anlaşmazlıklarının en hassas noktalarından biri. Anadolu’ya birkaç kilometre uzaklıktaki küçük bir adanın Doğu Akdeniz’de geniş bir deniz yetki alanı üretip üretemeyeceği, iki ülke arasındaki temel uyuşmazlıklardan birini oluşturuyor. Miçotakis’in Meis’i özellikle öne çıkarması da Atina’nın kendi tezlerini yalnızca diplomatik söylemle değil, sahadaki siyasi ve askerî varlığıyla güçlendirme arayışını gösteriyor.

Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın hemen ardından 1922’ye ilişkin mesaj vermesi de aynı siyasi atmosferin parçası. Yunanistan, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nın zafer dönemi tarihini, kendi ulusal anlatısında giderek daha güçlü biçimde “Küçük Asya felaketi” ve “soykırım” söylemiyle ilişkilendiriyor.

Böylece tarih de bugünkü jeopolitik rekabetin araçlarından biri hâline geliyor.

Atina’nın hedefi savaş değil, Türkiye karşısında alan kazanmak

Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor: Yunanistan’ın hedefi Türkiye ile savaşa girmek değil. Zaten Türkiye ile doğrudan askerî çatışma Atina açısından gerçekçi bir seçenek değil.

Türkiye yalnızca nüfus, ekonomi ve coğrafi ölçeğiyle değil; büyük ve operasyonel tecrübeye sahip silahlı kuvvetleri, hızla gelişen savunma sanayii, donanma kapasitesi ve insansız sistemlerde ulaştığı seviye ile bölgede çok daha geniş bir stratejik ağırlığa sahip. Ankara aynı zamanda NATO’dan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya ve Doğu Akdeniz’e kadar birçok denklemde doğrudan etkisi bulunan bir aktör.

Bu askerî gücün yanında Türkiye’nin diplomatik hareket alanı da Yunanistan’ın göz ardı edemeyeceği kadar geniş. Ankara aynı anda Avrupa, ABD, Rusya, Körfez ülkeleri, Türk dünyası, Afrika ve Orta Doğu ile farklı düzeylerde ilişki kurabilen az sayıdaki bölgesel güçten biri. Dolayısıyla Atina’nın stratejisi Türkiye’yi askerî olarak karşısına almak değil, doğrudan çatışmaya girmeden Türkiye’nin manevra alanını mümkün olduğunca daraltmak.

Deniz parkları, deniz mekânsal planlamaları, enerji projeleri, İsrail ve Güney Kıbrıs ile geliştirilen iş birlikleri, savunma yatırımları ve adalardaki askerî varlığın güçlendirilmesi bu stratejinin farklı parçaları.

Atina bir yandan “sakin sular” politikasını sürdürüyor, diğer yandan Türkiye’nin itiraz ettiği alanlarda yeni adımlar atıyor. Amaç, zaman içerisinde Yunan tezlerini uluslararası kamuoyu nezdinde olağanlaştırmak ve Ankara’yı her seferinde karşılık vermek zorunda kalan taraf konumunda tutmak.

Fakat burada Atina açısından önemli bir sınır var: Türkiye oldubittileri kabul eden bir ülke değil.

Ankara son yıllarda Mavi Vatan doktrininden deniz yetki alanlarına, Libya ile kurduğu stratejik ilişkiden donanma ve savunma sanayiindeki büyük dönüşüme kadar kendi bölgesel oyun alanını zaten oluşturuyor. Ege ve Doğu Akdeniz’de yalnızca Yunan hamlelerine cevap veren değil, sahadaki dengeleri doğrudan etkileyen bir Türkiye var.

Özetle, Atina kendi manevra alanını genişletmeye çalışabilir. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin askerî, diplomatik ve jeopolitik ağırlığını dışlayan hiçbir denklem kalıcı olamaz.

245
1
13

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Analiziniz yerinde ve mantıkli olsa da benim kanaatim savaşmak veya savaşmamak Yunanistan’ın kendi elinde değil. Bizi baskılamak için kurulmuş bir yapı ancak kuranların amacını uygulayabilir. Yani armagedon başladığinda ya da ona giden yolda biz güneyimizde boğuşurken saldıracağı kesindir. 2,5 cephe savaşına göre dizayn edilmişiz ama en az çarpı 2 olmalıydı üstelik süper güçleri de içeren bir durum. Aslında bunun olacağını hepimiz bal gibi biliyoruz da sorun sandığımızdan önce olacağı ile ilgili. 2030 u filan beklemez bu iş düğmeye basılali çok oldu.

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
245
1
13

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.