Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın tokalaştığı, Türk ve Lübnan bayrakları, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Lübnan haritası, liman, askerî unsurlar ve savaş sonrası yıkımı simgeleyen görsellerin yer aldığı beyaz zeminli minimalist editoryal kolaj. Görsel, Türkiye'nin Lübnan'da artan diplomatik ve stratejik rolünü, Doğu Akdeniz güvenliği ile bölgesel güç dengeleri bağlamında temsil ediyor.

Türkiye Lübnan'da Neyi Hedefliyor?

Bir ay içinde önce Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ardından Cumhurbaşkanı Joseph Avn Ankara’yı ziyaret etti. Diplomatik takvimde bu kadar kısa süre içinde aynı ülkeden iki üst düzey ismin Türkiye’ye gelmesi, sıradan bir diplomasi trafiği olarak değerlendirilemez. Daha da önemlisi, ziyaretlerin gerçekleştiği dönem ve görüşmelerin ardından verilen mesajlar, Ankara’nın Lübnan politikasında yeni bir safhaya geçildiğine işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Joseph Avn ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Türkiye’nin Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ne verdiği desteğin süreceğini açıkladı. Bununla da yetinmeyerek, Güney Lübnan’da güvenliğin tesis edilmesine yönelik uluslararası girişimlerde Türkiye’nin aktif rol üstlenmeye hazır olduğunu vurguladı. İlk bakışta bu ifadeler diplomatik nezaket çerçevesinde yapılmış açıklamalar gibi görülebilir. Ancak bölgedeki son gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde, bu mesajların çok daha geniş bir stratejik vizyonun parçası olduğu anlaşılıyor.

Gazze’de başlayan savaş yalnızca Filistin’i değil, bütün Orta Doğu’nun güç dengelerini değiştirdi. Suriye, Lübnan, Doğu Akdeniz ve hatta Körfez’i kapsayan yeni bir jeopolitik denklem oluşmaya başladı. İran’ın yıllardır inşa ettiği bölgesel nüfuzun zayıflaması, Hizbullah’ın askerî ve siyasi kapasitesinin ciddi şekilde yıpranması ve Lübnan devletinin yeniden güçlendirilmesine yönelik uluslararası girişimler, bölgede yeni bir güç mücadelesini beraberinde getirdi. Lübnan artık yalnızca ekonomik krizle mücadele eden küçük bir Akdeniz ülkesi değil; küresel ve bölgesel aktörlerin rekabet ettiği stratejik bir merkez hâline geldi.

ABD, Lübnan ordusunu güçlendirerek devlet otoritesini yeniden tesis etmeyi ve Hizbullah’ın silahlı etkisini sınırlandırmayı hedefliyor. Fransa, tarihsel nüfuzunu koruyabilmek için Beyrut’taki siyasi süreçte etkinliğini sürdürmeye çalışıyor. Körfez ülkeleri yeniden yatırım ve finansman üzerinden Lübnan’a dönüyor. İsrail ise kuzey sınırında kendi güvenliği açısından daha öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir düzen oluşturmayı amaçlıyor. Böyle bir tabloda Türkiye’nin gelişmeleri uzaktan izlemesi zaten beklenemezdi.

Nitekim son dönemde hem Arap hem de Batılı basında yayımlanan analizler de bu değişime dikkat çekiyor. Özellikle Lübnan ve Körfez merkezli yayınlar, Ankara’nın artık yalnızca insani yardım sağlayan veya diplomatik destek veren bir ülke olarak değil; güvenlik, savunma iş birliği, yeniden imar ve bölgesel istikrarın inşasında etkili rol üstlenmeye hazırlanan bir aktör olarak görüldüğünü vurguluyor. Bazı değerlendirmelerde Türkiye’nin Lübnan ordusunun kapasitesini geliştirmede daha fazla sorumluluk üstlenebileceği, UNIFIL’in geleceğine ilişkin olası senaryolarda daha görünür hâle gelebileceği ve Doğu Akdeniz’de oluşacak yeni dengelerde kalıcı bir yer edinmeyi hedeflediği ifade ediliyor.

Aslında Ankara’nın odağında yalnızca Lübnan değil, Lübnan’ın jeopolitik konumu da bulunuyor.

Lübnan, Doğu Akdeniz’in doğu kıyısında küçük bir ülke olabilir; ancak İsrail, Suriye ve Kıbrıs üçgeninin merkezinde yer alıyor. Akdeniz’deki enerji rekabeti, deniz ticaret yolları, limanlar, doğal gaz projeleri ve deniz yetki alanları düşünüldüğünde, Beyrut’un önemi yüzölçümünün çok ötesine geçiyor. Bugün Lübnan’da kurulacak yeni siyasi ve güvenlik düzeni, yalnızca bu ülkenin geleceğini değil, Doğu Akdeniz’deki güç dengesini de doğrudan etkileyecek.

Türkiye’nin Lübnan’a artan ilgisini de bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekiyor.

Irak’ta Kalkınma Yolu Projesi üzerinden geliştirilen stratejik ortaklık, Suriye’de güvenlik ve yeniden yapılanma alanındaki yakın koordinasyon, Körfez ülkeleriyle derinleşen ekonomik ilişkiler, Afrika’da genişleyen diplomatik ve askerî varlık, Asya’da ASEAN ile güçlenen kurumsal bağlar aynı stratejik yönelimin farklı parçalarını oluşturuyor. Lübnan’ın da bu hatta eklenmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan geniş bir coğrafyada siyasi, ekonomik ve güvenlik temelli yeni bir etki alanı kurmaya çalıştığını gösteriyor.

Bu perspektiften bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ne desteğimiz sürecek” açıklaması yalnızca askerî yardıma ilişkin bir taahhüt değil. Aynı zamanda Türkiye’nin Lübnan devletini Doğu Akdeniz’deki istikrarın temel unsurlarından biri olarak gördüğünün de açık bir göstergesi. Güçlü devlet kurumlarına sahip bir Lübnan; Suriye’nin yeniden inşasından enerji güvenliğine, deniz ticaretinden bölgesel güvenliğe kadar birçok başlıkta Türkiye’nin çıkarlarıyla doğrudan örtüşüyor.

Bunun ekonomik boyutu da göz ardı edilmemeli. Lübnan’ın yeniden inşa sürecinde altyapı, liman işletmeciliği, enerji, ulaştırma ve inşaat sektörlerinde milyarlarca dolarlık projelerin gündeme gelmesi bekleniyor. Türk şirketlerinin bu süreçte önemli roller üstlenme potansiyeli bulunuyor. Mersin ve İskenderun limanlarının Beyrut ve Trablus ile kuracağı yeni lojistik bağlantılar da Türkiye’nin Doğu Akdeniz ticaretindeki ağırlığını artırabilir.

Bu nedenle son haftalarda gerçekleşen temasları yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ziyaretler olarak okumak eksik kalır. Önümüzdeki aylarda bu ziyaretleri savunma sanayii projeleri, askerî eğitim programları, güvenlik iş birliği anlaşmaları, liman ve lojistik yatırımları, yeniden imar projeleri ve enerji ortaklıkları takip ettiği takdirde, bugün verilen mesajların sembolik olmadığı daha net anlaşılacaktır.

579
1
13

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Sevgili kardeşim, bir ricam olacak; yazılar daha koyu ve/veya kalın olabilir mi?🤓😁

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
579
1
13

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.