Avrupa Birliği'nin kırılganlığını simgeleyen editoryal kolaj. Çatlamış Avrupa haritası, AB bayrağı, sınır kontrolü, maske taşıyan sağlık çalışanları, ihracat yasağını simgeleyen konteyner, havaalanı, kırılmış AB yıldızları ve pandemi dönemindeki sınır kısıtlamalarını temsil eden unsurlar yer alıyor. Minimalist beyaz zemin üzerinde Avrupa'daki dayanışma krizini anlatan bir kompozisyon.

Ceuta Krizi: Avrupa Birliği Gerçekten Birlik mi?

Avrupa Birliği, onlarca yıldır ortak değerler, dayanışma ve ortak hareket etme kapasitesi üzerine inşa edilmiş bir siyasi proje olarak sunuldu. Ancak son yıllarda yaşanan krizler, bu birlik görüntüsünün giderek daha kırılgan hâle geldiğini gösteriyor. Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca göç, savaş ya da ekonomik durgunluk değil; bu krizlere ortak bir siyasi iradeyle cevap verememesi. Her yeni krizde farklı başkentlerden farklı sesler yükseliyor ve Avrupa’nın ortak politika üretme kapasitesi biraz daha zayıflıyor.

Son olarak Ceuta’da yaşanan göç krizi bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Fas’tan on binlerce göçmenin İspanya’nın Kuzey Afrika’daki özerk şehri Ceuta’ya yönelmesinin ardından Avrupa’nın ortak refleks göstermesi beklenirdi. Bunun yerine İtalya, İspanya ile Schengen uygulamasını geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Oysa Ceuta zaten Schengen’in normal serbest dolaşım sisteminin dışında yer alıyordu. Madrid yönetimi krizi büyük ölçüde kontrol altına aldığını açıklarken, Roma’nın attığı adım iç siyasete yönelik bir mesaj olarak yorumlandı. İspanya ise İtalya’yı cehalet, kötü niyet ve siyasi hesap yapmakla suçladı. Birlik içinde ortak çözüm üretmek yerine üyelerin birbirini hedef alması, Avrupa’nın en büyük zafiyetlerinden birini yeniden ortaya çıkardı.

Kriz Anlarında Kaybolan Dayanışma

Aslında bu tablo yeni değil. Avrupa dayanışmasının ne kadar kırılgan olduğu COVID-19 salgınının daha ilk günlerinde ortaya çıkmıştı. Kıtada hastaneler dolarken ve sağlık çalışanları maske bulamazken üye ülkeler birbirlerine yardım etmek yerine tıbbi malzemeleri kendi sınırları içinde tutmaya çalıştı. Almanya ve Fransa maske ve koruyucu ekipman ihracatını sınırladı. İtalya ve İspanya’ya gönderilmesi planlanan bazı malzemelere el konulduğu ya da sevkiyatların engellendiği yönünde suçlamalar gündeme geldi. Avrupa ülkeleri adeta birbirlerinin maskelerini çalmakla suçlanıyordu. Ortak pazarın sınırları kapandı, dayanışma söylemi yerini ulusal stokları koruma telaşına bıraktı. Salgının en ağır günlerini yaşayan İtalya, ilk yardımı Avrupa’daki ortaklarından değil, Çin ve Rusya gibi Birlik dışındaki ülkelerden aldığını vurguladı.

Rusya-Ukrayna savaşı da Avrupa’nın birlik iddiasını ciddi şekilde sınadı. Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya’ya karşı en sert yaptırımları ve daha güçlü askeri desteği savunurken, Macaristan farklı bir çizgide hareket etti ve birçok AB kararını veto tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. Enerji politikalarında da benzer ayrışmalar yaşandı. Bir kısım ülke Rus gazından hızla çıkmayı savunurken, diğerleri ekonomik maliyetler nedeniyle daha temkinli davrandı.

Gazze savaşı Avrupa’nın ortak dış politika üretme kapasitesindeki eksiklikleri daha da görünür hâle getirdi. İspanya, İrlanda ve bazı ülkeler Filistin’e daha güçlü destek verilmesini savunurken, Almanya ve bazı Orta Avrupa ülkeleri İsrail’e daha yakın bir tutum benimsedi. Avrupa Birliği haftalar boyunca tek ses olmayı başaramadı. Gazze’de yaşananlar konusunda Brüksel’den gelen açıklamalar ile üye devlet liderlerinin açıklamaları arasında ciddi farklılıklar oluştu.

Ortak Kurumlar, Farklı Siyasi Hesaplar

Göç politikası uzun süredir Avrupa’nın en büyük fay hattı olmaya devam ediyor. İtalya ve Yunanistan, Akdeniz’deki yükü tek başlarına taşımaktan şikâyet ederken Orta Avrupa ülkeleri zorunlu göçmen paylaşımına karşı çıkıyor. Fransa ile Almanya bile düzensiz göç konusunda zaman zaman farklı öncelikler belirliyor. Sınır ülkeleri dayanışma talep ederken, diğer üyeler krizin kendi topraklarına ulaşmasını önlemeye çalışıyor. Sonuçta Avrupa, ortak bir göç stratejisinden ziyade ulusal korkuların ve iç siyasi hesapların belirlediği parçalı bir tablo sergiliyor.

Savunma alanında da benzer bir görüntü var. Bir tarafta Avrupa’nın stratejik özerkliğini savunan Fransa bulunurken, diğer tarafta güvenliğini büyük ölçüde NATO ve ABD üzerinden tanımlayan ülkeler yer alıyor. Avrupa ordusu tartışmaları yıllardır gündemde olmasına rağmen somut bir ilerleme sağlanamaması, güvenlik konusunda bile ortak vizyon oluşturulamadığını gösteriyor. Bunun en güncel örneklerinden biri, Fransa, Almanya ve İspanya’nın birlikte geliştirdiği Geleceğin Hava Muharebe Sistemi (FCAS) projesinde yaşanan anlaşmazlıklar oldu. Milyarlarca avroluk bu ortak savunma projesi, teknoloji paylaşımı, fikri mülkiyet hakları, sanayiye verilecek iş payı ve liderlik rekabeti nedeniyle defalarca gecikti. Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen en iddialı projelerden biri bile ulusal çıkarlar ve sanayi rekabeti nedeniyle ilerlemekte zorlanırken, ortak bir Avrupa savunma vizyonundan söz etmek giderek daha güç hâle geliyor.

Ekonomik krizlerde de aynı ayrışma yaşandı. Avro Bölgesi borç krizinde kuzey ülkeleri mali disiplin isterken güney ülkeleri dayanışma ve ortak borçlanma çağrısı yaptı. COVID-19 sonrasında kurulacak kurtarma fonu konusunda bile uzun pazarlıklar yaşandı. Enerji fiyatları yükseldiğinde her ülke kendi sanayisini ve tüketicisini korumaya yöneldi. Almanya’nın ekonomik gücü sayesinde açıkladığı büyük destek paketleri, daha sınırlı bütçeye sahip ülkelerde haksız rekabet endişesi yarattı.

Avrupa’nın Çin karşısındaki tutumu da ortak bir stratejiden uzak. Bazı ülkeler Pekin’i güvenlik tehdidi olarak görürken, bazıları Çin yatırımlarını ve ticari ilişkilerini korumaya çalışıyor. ABD ile ilişkiler konusunda da benzer bir farklılıklar yaşanıyor. Bir grup ülke Washington’la mümkün olan en yakın çizgide hareket etmek isterken Fransa başta olmak üzere bazı aktörler Avrupa’nın ABD’den daha bağımsız bir güç merkezi olması gerektiğini savunuyor.

Bütün bunlar Avrupa Birliği’nin hemen dağılacağı anlamına gelmiyor. Ancak Avrupa artık geçmişte olduğu gibi otomatik biçimde ortak hareket edebilen bir yapı da değil. Birlik, normal zamanlarda ortak kurumları, pazarı ve mevzuatı sayesinde güçlü görünüyor; fakat büyük bir kriz zamanlarında ulusal çıkarlar hızla ortak Avrupa kimliğinin önüne geçiyor. Başkentler Brüksel’den çözüm beklerken, Brüksel karar alabilmek için yine aynı başkentlerin uzlaşmasını bekliyor.

Belki de Avrupa’nın asıl sınavı, karşılaştığı krizlerin büyüklüğü değil, kriz anlarında gerçekten birlik olarak davranıp davranamayacağıdır. Çünkü ortak pazar, ortak para, açık sınırlar ve ortak kurumlar tek başına siyasi bir birlik yaratmaya yetmez. Bir ülkenin sınırı zorlandığında diğerleri dayanışmak yerine sınırlarını kapatıyorsa, bir savaş başladığında her başkent farklı bir tarafı destekliyorsa ve bir salgın sırasında ülkeler birbirlerinin maskelerine el koymakla suçlanıyorsa ortada kurumsal bir birlik olsa da ortak kader duygusundan söz etmek mümkün olamaz.

Ceuta krizi bu nedenle yalnızca İspanya ile İtalya arasında yaşanan geçici bir Schengen tartışması değil. Avrupa’nın her kriz anında yeniden ortaya çıkan temel çelişkisinin son örneği: Birlik olmak isteyen, ancak bedel ödemesi gerektiğinde ulusal reflekslerine geri dönen bir kıta. Avrupa Birliği hukuken ayakta kalsa bile, dayanışma ilkesi aşındıkça siyasi anlamda daha kırılgan, daha etkisiz ve dünyadaki ağırlığı giderek azalan bir yapıya dönüşebilir.

378
0
10

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
378
0
10

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.