Bir ülkenin gelecekteki gücünü anlamak için fabrikalarına, ordusuna ve ihracatına bakarız. Oysa bütün bunların sürdürülebilirliğini belirleyen yerlerden biri de sınıflarıdır. Bugün okuduğunu anlayan, karşılaştığı problemi çözebilen ve bilimsel düşünme becerisi geliştiren çocuklar, yarının üretim kapasitesini oluşturacak.
Fransız gazetesi Le Figaro’nun Türkiye’nin PISA performansına ayırdığı yazı, bu açıdan dikkat çekici. Gazetenin aktardığı sonuçlara göre Türkiye; matematikte, fen bilimlerinde ve okuduğunu anlamada artık Fransa’nın önünde yer alıyor. Üstelik ilerleme, yalnızca başka ülkelerin gerilemesiyle açıklanamıyor: Türkiye kendi puanlarını da yükseltiyor. Okuduğunu anlamada 472, matematikte 462, fen bilimlerinde 494 puana ulaşıyor.

Bu tablo, eğitimde başarının hiçbir ülkenin kalıcı ayrıcalığı olmadığını hatırlatıyor. Köklü kurumlar ve güçlü bir eğitim geleneği önemli avantajlar sağlayabilir. Fakat geçmişin itibarı, bugünün öğrencilerinin başarısını tek başına güvence altına alamaz. Türkiye açısından ise sonuçlar, doğru alanlara yapılan yatırımların karşılık bulabileceğine işaret ediyor.
Başarının arkasında yatan reformlar
Le Figaro’nun Türkiye’nin başarısını açıklamak için öne çıkardığı sebepler, yıllara yayılan adımların birikiminden oluşuyor. Eğitime erişimin genişletilmesi, dezavantajlı okulların desteklenmesi, öğretmen eğitiminin güçlendirilmesi ve müfredatın beceri odaklı hâle getirilmesi, haberde ilerlemeyi açıklayan unsurlar arasında sıralanıyor. Cep telefonu kullanımına getirilen kısıtlamalar da öğrencilerin dikkatini korumaya yönelik uygulamalar arasında yer alıyor.
Buradan çıkarılabilecek ders açık: Eğitimde kalıcı ilerleme, reformların sınıfta nasıl karşılık bulduğuna bağlı. Öğretmenin öğrencisine ayırabildiği zaman, okulun ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşması ve çocuğun öğrenme sürecine katılması, büyük hedeflerin günlük hayattaki karşılığını oluşturuyor.
Telefon kısıtlamaları da bu çerçevede değerlendirilmeli. Bir cihazı sınıftan çıkarmak, tek başına daha iyi eğitim sağlamaz. Asıl hedef, öğrencinin dikkatini anlamlı bir öğrenme sürecine yönlendirebilmek olmalı. Teknolojiyi kullanabilmek kadar, ne zaman kullanmamayı bilmek de eğitim meselesi.
Elbette olumlu sonuçlar, bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Haberde yüksek devamsızlık ve öğretmen dışındaki eğitim personeli eksikliği de vurgulanıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki sınav, elde edilen ilerlemeyi daha fazla öğrenciye ulaştırmak ve kalıcı hâle getirmek.
Bu tabloda Fransa’yı geçmek dikkat çekici bir başarı. Ancak Türkiye’nin eğitim hedefini başka bir ülkenin performansıyla sınırlamak, kendi potansiyelini de daraltır. Daha güçlü bir ölçüt, çocuğun doğduğu şehirden ve ailesinin gelirinden bağımsız olarak nitelikli eğitime erişebilmesidir. Başarının gerçek derinliği, en iyi okullarla birlikte en fazla desteğe ihtiyaç duyan okulların da ilerlemesinde görülecek.
Bu noktada tartışma eğitimden ekonomiye, bilim politikasına ve beyin göçüne açılıyor. İyi yetişmiş gençlerin araştırma yapabileceği, girişim kurabileceği ve emeğinin karşılığını alabileceği bir ortam oluşturulmazsa okulda kazanılan potansiyelin tamamı ülkenin gelişimine yansımayabilir.
Türkiye’nin önündeki asıl büyük fırsat da burada yatıyor: Eğitimdeki ilerlemeyi üniversitelerle, araştırma merkezleriyle ve yüksek katma değerli üretimle buluşturmak. TEKNOFEST gençliği bunun şimdiden hayata geçirildiğinin en somut örneği. Ülkenin yarın dünyada hangi konumda yer alacağını, bugün sınıflarda yetişen gençlere açacağı bu tarz yollar belirleyecek.