S-400’lere Ne Olacak?

S-400’lere Ne Olacak?

Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı ve bu nedenle F-35 savaş uçağı programından çıkarıldığı S-400 hava savunma sistemlerinin geleceği, uzun süredir kamuoyunun en çok tartıştığı başlıklardan biri.

Donald Trump ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmadan hemen önce yaptığım değerlendirmelerde, Türkiye’nin yeni dönemde F-35 programına geri dönebileceğini söylemiştim.

Bu öngörünün temelinde, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Türkiye ile ilişkilerini yakın tutmak isteyeceği yönündeki değerlendirmem vardı.

Aradan geçen sürede dünya büyük ölçüde değişti. Ukrayna savaşının dördüncü yılını doldurması, Gazze, Lübnan, Yemen ve İran’daki çatışmaların bölgesel dengeleri altüst etmesi, Türkiye’yi de dış politika tercihlerini yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi hâlâ dünya gündemindeki yerini koruyor. Türkiye’nin büyük bir başarıyla ev sahipliği yaptığı zirvede dünyaya verilen temel mesaj açıktı: NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye, Batı güvenlik mimarisinin temel direklerinden biri.

Zirve boyunca en çok konuşulan konulardan biri de ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki yakınlık oldu. Trump, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını açıklayarak Ankara’nın F-35 programına dönüşü için de yeşil ışık yaktı.

Açıkçası bu açıklama benim için sürpriz olmadı. Uzun süre önce hazırladığım bir yayında, F-35 meselesinin çözüleceğini ve devletin bu süreçte S-400 krizine yönelik çeşitli formüller üzerinde çalıştığını anlatmıştım.

Burada bir parantez açmak gerekiyor. ABD’nin yıllarca Türkiye’nin karşısına çıkardığı S-400 meselesi, başından itibaren büyük ölçüde siyasi bir bahaneydi. Bir başka NATO üyesi olan Yunanistan, S-300 sistemlerine sahip olmasına rağmen benzer bir yaptırım süreciyle karşılaşmadı. Bu krizin arkasındaki temel nedenlerden biri, Türkiye’nin bölgede hava üstünlüğü kazanmasını istemeyen İsrail’in ABD Kongresi üzerindeki etkisiydi.

Bugün ise şartlar tamamen değişmiş durumda. Türkiye; ABD ile ilişkilerinde, NATO içindeki rolünde ve bölgesel güç dengelerindeki konumunda çok farklı bir seviyeye ulaştı.

Hazırladığım yayında da anlattığım gibi, S-400 meselesinin çözümü için üç ayrı senaryo gündemdeydi. İlk seçenek, sistemlerin Kıbrıs, Suriye veya Nahçıvan gibi Türkiye açısından stratejik önem taşıyan başka bir coğrafyaya konuşlandırılmasıydı. İkinci seçenek, S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılmasıydı. Üçüncü senaryo ise sistemlerin Rusya’ya iade edilmesiydi.

Sonraki süreçte Türkiye’nin S-400’lere alternatif aradığını gösteren önemli bir gelişme daha yaşandı. Ankara, NATO altyapısıyla uyumlu SAMP/T hava savunma sistemlerinin ortak üretimi için İtalya ve Fransa ile görüşmelere başladı.

Bu sürecin önündeki en büyük engel uzun süre Fransa’ydı. Ancak Baykar ile Safran arasında gündeme gelen iş birliğinin de gösterdiği gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki en önemli rakiplerinden biri olan Fransa ile ilişkiler son dönemde yumuşamaya başladı. Fransız basınında yer alan haberlere göre Paris, SAMP/T konusunda Türkiye’ye yeşil ışık yakmaya hazırlanıyor.

Son günlerde S-400’lerin geleceğine ilişkin yeni iddialar da ortaya atıldı. Meta Defense adlı savunma sitesi, Türkiye’nin sistemleri Güney Kore’ye devredebileceğini yazdı. Ardından Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi’nin iddiası gündeme bomba gibi düştü. Selvi’ye göre S-400’ler, İran savaşının ardından hava savunmasını güçlendirmek isteyen Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar gibi bir ülkeye satılabilir.

S-400’lerin akıbeti önümüzdeki günlerde daha net biçimde ortaya çıkacak. Ancak Türkiye’nin bu sistemleri satın aldığı dönemle bugün arasındaki farkı birkaç başlıkta özetlemek mümkün.

Türkiye’nin Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD ile ilişkileri belirgin biçimde düzeldi. Genel olarak Batı ülkeleriyle arasındaki buzlar çözülmeye başladı. Ankara, SAMP/T gibi Batılı hava savunma sistemlerinin ortak üretimi için somut görüşmeler yürütüyor. NATO dışında BRICS gibi oluşumların Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına gerçek bir cevap sunmadığı da daha açık biçimde görülüyor. İran savaşı ise ABD’ye güvenmenin sınırlarını gören bölge ülkelerinin hava savunma ihtiyacını artırdı.

Bütün bu gelişmeler, bir dönem Türkiye’nin güvenliği açısından vazgeçilmez görülen S-400’lere yönelik stratejinin değiştiğini gösteriyor.

Peki bu süreçte Rusya nasıl bir tutum alacak?

Tüm bu gelişmelerden Moskova’nın haberdar edilmediğini düşünmek hata olur. Hakan Fidan’ın NATO Zirvesi öncesinde Rusya’ya yaptığı ziyaret, bunun en önemli işaretlerinden biri.

Yabancı uzmanların bir bölümü Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin bozulduğunu öne sürse de Putin’in, Hakan Fidan’la görüşmesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arasındaki özel bağa dikkat çekmesi farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bu vurgu, yeni dönemde de Türkiye-Rusya ilişkilerinin kopmayacağını, aksine tarafların değişen dengelere rağmen diyaloğu sürdürmek isteyeceğini gösteriyor.

945
1
78

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

S400’leri Suriye’de neden kullanmıyoruz ki? Yeni Suriye yönetimi Palmira’da Türkiye’ye egemen üssü vermemiş miydi? Verdi. Oraya konuşlandıralım. Hem Suriye hava savunma sistemi kazanır hem Türkiye’nin kontrolünde olur hem de dış dünyaya bakın biz S400’leri Suriye yönetimine verdik diyebiliriz

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
945
1
78

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.