Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğal gaz boru hattı kurulmasına yönelik mutabakatın imzalanması, Doğu Akdeniz’de yalnızca yeni bir enerji projesinin değil, yeni bir jeopolitik rekabetin de başladığını gösteriyor.
Ankara’nın hamlesinden hemen sonra İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen’in İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında doğal gaz boru hattı inşa edileceğini açıklaması tesadüf olarak görülemez.
Cohen’in kullandığı ifadeler, meselenin ekonomik olmaktan çok daha geniş bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor: “İsrail ile Kıbrıs arasındaki boru hattı inşa edilecek. Kendimizi nasıl savunacağımızı biliyoruz ve kimse bize şart dayatamaz.”
İsrailli Bakan aynı açıklamada, Türkiye’nin gelişmiş silah sistemleri edinmesinin önlenmesi için ABD ile iş birliği yapılması gerektiğini de savundu. Böylece enerji hattı, savunma sanayii ve bölgesel güç mücadelesi aynı konuşmanın içinde yer aldı. Cohen, İsrail–GKRY boru hattını doğrudan Türkiye bağlamında ele alarak projenin arkasındaki siyasi amacı da açık etti.
Türkiye ile KKTC arasında planlanan hat yaklaşık 101 kilometre uzunluğunda olacak. Anamur’dan başlayarak Teknecik’e ulaşması öngörülen projenin 97 kilometrelik bölümü denizin altından geçecek. Daha da önemlisi, hattın çift yönlü çalışacak şekilde tasarlanması planlanıyor. Böylece başlangıçta Türkiye’den KKTC’ye gaz taşınırken, ileride Doğu Akdeniz’de keşfedilecek kaynakların KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya ulaştırılması mümkün olabilecek.
İşte İsrail’i rahatsız eden ihtimal tam olarak bu.
Türkiye–KKTC hattı yalnızca Kuzey Kıbrıs’ın enerji ihtiyacını karşılayan yerel bir proje olarak kalmayabilir. KKTC’yi Türkiye’nin enerji altyapısına bağlayarak Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya ulaştırılması için ekonomik ve uygulanabilir yeni bir güzergâh oluşturabilir. Böyle bir denklemde Türkiye bölgesel enerji merkezi hâline gelirken KKTC de dışlanan bir ada parçası olmaktan çıkarak enerji geçiş noktasına dönüşebilir.
Bu senaryo, İsrail’in yıllardır Yunanistan ve GKRY ile geliştirmeye çalıştığı enerji mimarisini ciddi biçimde zorlayabilir. İsrail gazını GKRY ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırmayı amaçlayan projeler, yüksek maliyetleri, deniz derinliği ve siyasi riskler nedeniyle bugüne kadar ilerleyemedi. İsrail’in enerji yetkilileri de Avrupa pazarına erişim için hâlâ bir boru hattının eksik olduğunu kabul ediyor.
Türkiye üzerinden geçecek bir güzergâhın daha kısa ve ekonomik olması, İsrail açısından yalnızca ticari bir seçenek anlamına gelmiyor. Böyle bir rota, İsrail’i enerji ihracatında Türkiye ile uzlaşmaya veya en azından Ankara’yı dikkate almaya zorlayabilir. İsrail yönetiminin asıl istemediği de bu: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hem askerî hem siyasi hem de enerji bakımından vazgeçilmez ülke hâline gelmesi.
Bu nedenle İsrail’in GKRY ile boru hattı açıklaması bir enerji yatırımından çok, Türkiye–KKTC hattına verilen jeopolitik bir cevap niteliği taşıyor. Tel Aviv, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs üzerinden kurmaya çalıştığı enerji koridorunun karşısına İsrail–GKRY eksenini çıkarmaya hazırlanıyor.
Son dönemde İsrail dış politikasının önemli bir bölümünün Türkiye’nin bölgesel adımlarına göre şekillenmesi de bu değerlendirmeyi güçlendiriyor. Türkiye’nin güçlü olduğu veya etkisini artırdığı her bölgede İsrail’in alternatif bir ortaklık, askerî varlık ya da siyasi karşı hamle geliştirdiği görülüyor.
Somali bunun en açık örneklerinden biri. Türkiye, Somali’nin devlet kurumlarının güçlendirilmesinde, ordusunun eğitiminde, enerji kaynaklarının araştırılmasında ve altyapısının geliştirilmesinde uzun süredir merkezi bir rol oynuyor. İsrail ise Aralık 2025’te Somali’den tek taraflı olarak ayrıldığını ilan eden Somaliland’ı tanıyan ilk ülke oldu. İsrail’in bu adımı, yalnızca Somaliland meselesiyle değil, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde stratejik bir üs elde etme arayışıyla da ilişkilendiriliyor.
Somaliland’ın Berbera bölgesi, Yemen kıyılarına ve Babülmendep Boğazı’na yakınlığı nedeniyle son derece stratejik. Türkiye’nin Somali’deki askerî ve siyasi varlığı dikkate alındığında, İsrail’in Somaliland hamlesinin Ankara’dan bağımsız düşünülmesi mümkün değil. İsrail, Türkiye’nin Somali’de oluşturduğu etkinin karşısına Somaliland üzerinden alternatif bir jeopolitik alan çıkarmaya çalışıyor.
Benzer bir rekabet Suriye’de de yaşanıyor. Türkiye’nin yeni Suriye yönetimi üzerindeki etkisi ve ülkede askerî kapasite oluşturabileceği ihtimali, İsrail tarafından açıkça tehdit olarak değerlendiriliyor. İsrail, Türkiye’nin Suriye’de kalıcı üs kurmasını veya gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırmasını “kırmızı çizgi” olarak tanımlıyor. İsrailli yetkililer, Türk askerî varlığının İsrail’in Suriye hava sahasındaki hareket serbestisini sınırlayacağından endişe ediyor.
Eli Cohen’in Türkiye’nin Suriye’de askerî üs kurması hâlinde İsrail’in de karşılık olarak üs kuracağını söylemesi, bu refleksi özetliyor: Türkiye bir yerde güçleniyorsa İsrail aynı bölgede dengeleyici bir varlık oluşturmaya çalışıyor.
Kıbrıs’ta yaşanan son gelişme de aynı stratejinin devamı.
Türkiye KKTC’ye doğal gaz hattı kuruyor, İsrail GKRY’ye hat açıklıyor. Türkiye Somali’de etkinliğini artırıyor, İsrail Somaliland’ı tanıyor. Türkiye Suriye’nin yeniden yapılanmasında ağırlık kazanıyor, İsrail Türk üslerini kırmızı çizgi ilan ediyor. Türkiye’nin F-35 programına dönme ve gelişmiş savunma sistemleri edinme ihtimali gündeme geliyor, İsrailli bakanlar Washington’a bunu engelleme çağrısı yapıyor.
Bu tablo, İsrail’in Türkiye’yi artık yalnızca diplomatik anlaşmazlık yaşadığı bir ülke olarak değil, bölgesel üstünlüğünü sınırlandırabilecek başlıca stratejik rakiplerden biri olarak gördüğünü gösteriyor.
Ancak İsrail’in GKRY ile boru hattı açıklaması, projenin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Doğu Akdeniz’de daha önce duyurulan birçok enerji projesi finansman, teknik zorluklar ve siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle kâğıt üzerinde kaldı. İsrail–GKRY hattının ekonomik fizibilitesi, taşıyacağı gazın miktarı, finansmanı ve Avrupa’ya nasıl bağlanacağı hâlâ açıklığa kavuşmuş değil.
Buna karşılık Türkiye–KKTC projesinin kara bağlantısı, Türkiye’nin mevcut doğal gaz şebekesine erişimi ve çift yönlü tasarımı ona daha somut bir stratejik değer kazandırıyor.
Doğu Akdeniz’de bundan sonraki mücadele yalnızca kimin daha fazla doğal gaz keşfedeceği üzerinden yürümeyecek. Asıl mücadele, bulunan gazın hangi güzergâhtan, hangi ülkenin kontrolünde ve hangi siyasi şartlarla Avrupa’ya ulaştırılacağı üzerine olacak.
İsrail’in Kıbrıs’taki karşı hamlesi, Türkiye’nin projesinin bölgesel dengeleri değiştirebilecek kadar önemli görüldüğünü kanıtlıyor.
Hayırlı bereketli akşamlar Öznur bacım bu nasıl bir iş ki bizim olanı vaktiyle bizden hıyanetle çalanlar bugün yeniden bir araya geldiğimiz vatan vatan toprakları ile hemhal oluyoruz diye rahatsız oluyorlar fakat devran döndü bundan sonra Kıbrıs’ta Akdeniz’de ve dahi nice beldeler yeniden Türkiye’ye ilhak edecek buna ne itrail ne Bizans artığı ne de başka devletçikler müdahil olsa bile istediğine muvaffak olamayacak bizim olan yine bizde kalacak
Biz bu İsrail’i döveriz bak!
🖐️😃🌴🖐️😃🌴🖐️😃