İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yarın Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile görüşecek. 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinden önce gerçekleşecek bu buluşma, Netanyahu açısından yalnızca kritik bir dış politika görüşmesi değil, aynı zamanda önemli bir iç siyaset sınavı olacak. Son anketlerde Netanyahu karşıtı cephenin güç kazanması ve mevcut iktidar bloğunun Meclis çoğunluğuna ulaşmakta zorlanması, İsrail Başbakanı’nın koltuğunun seçimlere giderken ciddi biçimde sallantıda olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Netanyahu, Beyaz Saray’dan yalnızca diplomatik değil, seçmenlerine sunabileceği siyasi kazanımlarla da dönmek istiyor.
Netanyahu’nun Washington ziyareti, yalnızca iki müttefik liderin rutin buluşması değil. Bu görüşme, Orta Doğu’nun önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğini belirleyebilecek kritik dosyaların aynı masada ele alınacağı bir zirve niteliği taşıyor. İran’dan Gazze’ye, Suriye’den Lübnan’a kadar uzanan geniş bir gündem, Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin çerçevesini oluşturuyor.
Masadaki ilk konu hiç kuşkusuz İran olacak. İsrail, İran’ın askerî ve nükleer kapasitesinin tamamen sınırlandırılmasını isterken, Trump yönetimi askerî baskıyı sürdürmekle birlikte bölgesel gerilimin kontrol altında tutulmasını da öncelikleri arasına koyuyor. İran dosyasında iki ülkenin stratejik hedefleri büyük ölçüde örtüşse de yönteme ilişkin bazı farklılıklar giderek daha görünür hâle geliyor. Netanyahu İran’a yönelik baskının artırılmasını isterken, Trump yönetimi askerî seçeneklerle diplomasi arasında daha geniş bir hareket alanını korumaya çalışıyor.
Washington’un Netanyahu’ya vereceği en önemli mesajlardan birinin ise Suriye ve Lübnan olması bekleniyor. Trump yönetimi son haftalarda İsrail’in hem Suriye’deki hem de Lübnan’daki askerî varlığını kademeli biçimde azaltmasını istedi. Bunun temel nedeni, Suriye’de yeni yönetimle kurulmaya çalışılan dengeyi bozmak istememesi ve Lübnan’da varılan güvenlik anlaşmasının uygulanmasını hızlandırma arzusu. İsrail ise özellikle güvenlik gerekçelerini öne sürerek bu taleplere mesafeli yaklaşıyor. Bu nedenle Netanyahu’nun Washington’da en fazla zorlanacağı başlıklardan biri, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki askerî varlığı olabilir.
Görüşmenin dikkat çekecek bir başka konusu ise Türkiye olacak. Son günlerde İsrail’de, Türkiye’ye yeniden F-35 satılabileceği ihtimali ciddi rahatsızlık oluşturdu. Ancak Trump bu konuda oldukça net mesajlar verdi. Türkiye’yi “olağanüstü bir müttefik” olarak nitelendiren ABD Başkanı, “Kimse bana ne satmamız ya da satmamamız gerektiğini söyleyemez” diyerek kararın yalnızca Washington’a ait olduğunu vurguladı. Bu açıklama, İsrail’in Türkiye’nin F-35 programına olası dönüşüne yönelik itirazlarının Beyaz Saray nezdinde otomatik olarak karşılık bulmadığını gösteriyor.
Bu nedenle Netanyahu’nun Türkiye konusunu da gündeme getirmesi şaşırtıcı olmaz. İsrail açısından Türkiye’nin yeniden F-35 programına dönmesi, Doğu Akdeniz’den Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada askerî dengeyi değiştirebilecek bir gelişme olarak görülüyor. Buna karşılık Trump yönetimi Türkiye’yi yalnızca savunma alanında değil, Suriye’nin istikrarı, NATO’nun güney kanadı ve bölgesel güvenlik açısından da vazgeçilmez bir ortak olarak değerlendirmeye devam ediyor.
Netanyahu’nun bu görüşmeden elde edeceği sonuçlar, İsrail’deki seçim kampanyasını da doğrudan etkileyebilir. İran karşısında Washington’un desteğini koruduğunu göstermek, Suriye ve Lübnan’da geri adım atmamak ve İsrail’in bölgesel askerî üstünlüğünü savunmak, Netanyahu’nun seçmenlerine vereceği temel mesajlar arasında yer alacak. Buna karşılık Trump’tan istediği desteği alamadan dönmesi, Netanyahu’nun zaten sallantıda olan siyasi konumunu daha da zayıflatabilir.
Sonuç olarak yarınki görüşme yalnızca İran veya Gazze hakkında olmayacak. Suriye’deki yeni düzen, Lübnan’daki güvenlik dengesi, Türkiye’nin bölgedeki yükselen rolü ve Netanyahu’nun 27 Ekim seçimleri öncesindeki siyasi geleceği de masanın en önemli başlıkları arasında yer alacak. Trump’ın son açıklamaları ise Washington’un artık İsrail’in bütün taleplerini koşulsuz biçimde kabul eden bir çizgiden ziyade, kendi bölgesel önceliklerini öne çıkaran daha bağımsız bir politika izlediğini gösteriyor. Bu nedenle Beyaz Saray’daki görüşme, yalnızca ABD-İsrail ilişkileri açısından değil, Netanyahu’nun siyasi geleceği ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki stratejik konumu bakımından da dikkatle takip edilmesi gereken bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Yorumlarınız dengeli,akla yatkın.tebrikler