Türkiye ile Mısır Yakınlaşıyor: Atina ve Tel Aviv Neden Endişeli?

Türkiye ile Mısır Yakınlaşıyor: Atina ve Tel Aviv Neden Endişeli?

Ankara ile Kahire arasındaki normalleşme artık yalnızca diplomatik bir yumuşama değil; Doğu Akdeniz’den Gazze’ye, Libya’dan Sudan’a uzanan geniş hatta yeni bir güç denklemine dönüşüyor. Bu denklem en çok Atina ve Tel Aviv’de dikkatle izleniyor.
Türkiye ile Mısır Yakınlaşıyor: Atina ve Tel Aviv Neden Endişeli?

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişki, yalnızca iki modern devlet arasındaki diplomatik temaslardan ibaret değil. Bu ilişkinin arkasında Osmanlı dönemine uzanan uzun bir tarih, ortak Akdeniz hafızası, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz jeopolitiği, Arap dünyasıyla kurulan bağlar ve iki ülkenin bölgesel güç olma iddiası var.

Mısır, 1517’de Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı hâkimiyetine girdi ve yaklaşık dört asır boyunca Osmanlı dünyasının en önemli merkezlerinden biri oldu. Kahire, yalnızca büyük bir şehir değil; Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika, Kızıldeniz ve Hicaz hattını birbirine bağlayan stratejik bir düğüm noktasıydı. Bu tarihî bağ, bugün Ankara ile Kahire arasındaki rekabeti de yakınlaşmayı da daha anlaşılır kılıyor.

Modern dönemde ise ilişkiler özellikle 2013’te Muhammed Mursi’nin devrilmesinden sonra sert bir kırılma yaşadı. Ankara, Sisi yönetimini meşru kabul etmedi; Kahire ise Türkiye’yi Müslüman Kardeşler’e alan açmakla suçladı. İki ülke Libya’da, Doğu Akdeniz’de ve bölgesel ittifaklar konusunda uzun süre karşıt pozisyonlarda yer aldı. İlişkiler 2013 sonrası bozuldu; taraflar ancak 2023’te büyükelçileri yeniden atayarak diplomatik normalleşmeye geçti.

Bugün ise tablo tamamen değişiyor. Erdoğan ile Sisi karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdi; iki ülke savunma, ekonomi ve bölgesel dosyalarda daha sık temas kurmaya başladı. Erdoğan’ın Kahire ziyareti, bu yakınlaşmayı somutlaştıran en önemli adımlardan biri oldu.

Türkiye ile Mısır Yakınlaşıyor: Atina ve Tel Aviv Neden Endişeli?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Şubat 2024 tarihinde, 12 yıl sonra Mısır’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi.

Mısır ve Türkiye, “Dostluk Denizi 2025” tatbikatıyla 13 yıl sonra ilk kez ortak deniz tatbikatı düzenledi. Ardından hava kuvvetleri ve özel kuvvetler düzeyinde temaslar genişledi; 2025’te yapılan deniz tatbikatının ardından iş birliği hava unsurlarını da içine alacak şekilde büyüdü.

Savunma sanayii de bu yeni dönemin merkezinde yer alıyor. ASELSAN’ın Mısır’da temsilcilik açması, artık iş birliğinin yalnızca diplomatik fotoğraflarla sınırlı kalmadığını gösteriyor.

Bu nedenle Türkiye-Mısır yakınlaşmasını sadece “eski iki rakibin barışması” olarak okumak yetersiz kalır. Bugün yaşanan asıl dönüşüm, Ankara ile Kahire’nin değişen bölgesel düzen karşısında birbirini artık rakipten çok gerekli bir ortak olarak görmeye başlamasında yatıyor.

Bölgesel Krizler Ankara ile Kahire’yi Aynı Cephede Buluşturuyor

Türkiye-Mısır yakınlaşmasının ilk nedeni, bölgesel krizlerin iki ülkeyi aynı güvenlik denklemine itmesi. Gazze, Libya, Sudan, Kızıldeniz, Somali ve Doğu Akdeniz artık birbirinden ayrı dosyalar değil. Bu krizlerin her biri, Ankara ve Kahire’nin güvenlik algısını doğrudan etkiliyor.

Mısır açısından en acil meselelerden biri rejim ve sınır güvenliği. Sisi yönetimi, hem demografik baskı hem ekonomik kırılganlık hem de çevresindeki krizler nedeniyle daha esnek ve daha pragmatik bir dış politikaya yöneliyor. Kathimerini’de yayımlanan Constantinos Filis imzalı analiz, Mısır’ın yaklaşık 115 milyona ulaşan nüfusu, mülteci baskısı, Süveyş Kanalı gelirlerindeki düşüş ve turizmdeki kırılganlık nedeniyle sermaye ve yeni ortaklık arayışında olduğunu vurguluyor.

Bu tablo Türkiye için önemli bir fırsat yaratıyor. Çünkü Türkiye, Mısır’a yalnızca ticaret alanında değil; savunma sanayii, teknoloji, ortak üretim ve bölgesel kriz yönetimi gibi başlıklarda da yeni iş birliği imkânları sunuyor. Kahire açısından bu imkânlar, özellikle Amerika’ya güvenin azaldığı, İsrail’in öngörülemezliğinin arttığı ve Arap dünyasının kendi güvenlik kapasitesini yeniden tartıştığı bir dönemde çok daha cazip hâle geliyor.

İsrail faktörü de Mısır’ın Türkiye’ye yaklaşımında belirleyici rol oynuyor. Gazze savaşı, Refah sınırı ve Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi ihtimali, Mısır’ın ulusal güvenlik kaygılarını doğrudan büyüttü. Kathimerini analizinde de İsrail’in mevcut liderliği altında öngörülemez görüldüğü, Mısır ve Ürdün gibi İsrail’le uzun süredir temas halinde olan ülkelerin bile İsrail’in niyetlerinden derin şekilde kuşku duyduğu belirtiliyor.

Bu noktada Türkiye ile Mısır’ın çıkarları kesişiyor. Ankara da Kahire de Gazze’de zorla yerinden etmeye karşı çıkıyor, İsrail’in bölgesel savaşı genişletmesinden endişe ediyor ve Filistin meselesinin yalnızca İsrail’in güvenlik perspektifiyle yönetilemeyeceğini düşünüyor.

Libya dosyasında da belirgin bir yumuşama var. Türkiye ve Mısır uzun yıllar Libya’da karşıt tarafları destekledi. Ankara Trablus merkezli yönetimle yakın çalışırken, Kahire doğudaki Halife Hafter güçlerini güvenlik tamponu olarak görüyordu. Ancak son dönemde Türkiye’nin Libya’nın doğusuyla da temas kurması, Kahire açısından önemli bir değişime sebep oldu. Kathimerini, Türkiye’nin Libya’nın doğusundaki aktörlerle temas kurarak daha dengeli bir çizgiye yöneldiğini ve bunun Kahire’de gerilimi azalttığını yazıyor.

Sudan ise yakınlaşmanın başka bir kritik dosyası. Mısır için Sudan’daki iç savaş, mülteci akını, silah kaçakçılığı ve silahlı gruplar, doğrudan güvenlik tehdidi oluşturuyor. Kathimerini’ye göre Ankara ve Kahire, Sudan’da General Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki hükümete destek konusunda ortak bir noktada buluşuyor; Türkiye’nin Sudan ordusuna sağladığı destek ise sahadaki dengeleri hükümet lehine etkiliyor.

Suriye dosyası da Mısır’ın Türkiye’ye bakışını etkiliyor. Esad rejiminin devrilmesinden sonra Türkiye, yeni Şam yönetiminin en önemli destekçilerinden biri hâline geldi. Reuters, Türkiye’nin Suriye’nin yeni hükümetine askeri eğitim ve danışmanlık desteği verdiğini, Suriye ordusunun kapasitesini artırmaya çalıştığını ve sahada 20 binden fazla askeri bulunduğunu yazdı.

Bölgesel güç dengesinde Türkiye’nin ağırlığının bu derece arttığı bir dönemde, Mısır’ın Türkiye’yle yakınlaşması yalnızca iyi niyetli bir diplomatik jest değil. Kahire, değişen şartlar karşısında Ankara’yla çatışmanın kendisine zarar verebileceğini, iş birliğinin ise daha fazla kazanç sağlayacağını görüyor.

Doğu Akdeniz’de Yeni Denklem: Atina ve Tel Aviv Endişeli

Türkiye-Mısır yakınlaşmasının belki de en stratejik sonucu Doğu Akdeniz’de ortaya çıkabilir. Çünkü Ankara ile Kahire arasında imzalanabilecek bir deniz yetki alanları anlaşması, Yunanistan’ın yıllardır kurmaya çalıştığı dengeyi sarsabilir.

Yunanistan açısından Mısır, Doğu Akdeniz stratejisinin en önemli ayaklarından biri. Atina, 2020’de Kahire ile deniz yetki alanları anlaşması imzalayarak Türkiye-Libya mutabakatına karşı bir denge kurmaya çalıştı. Bu adım, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun Türkiye’yi dengelemeye yönelik bölgesel bir platform olarak öne çıkmasını da sağladı.

Türkiye ile Mısır Yakınlaşıyor: Atina ve Tel Aviv Neden Endişeli?
Atina, 2020’de Kahire ile deniz yetki alanları anlaşması imzalayarak Türkiye-Libya mutabakatına karşı bir denge kurmaya çalıştı.

Ancak bugün Atina’da rahatsızlık artıyor. Kathimerini’nin analizine göre Yunanistan-Mısır ilişkilerindeki olumlu ivme zayıflamış durumda. Gazete, bu soğumanın Sina’daki Azize Katerina Manastırı meselesiyle başladığını, ardından deniz yetki alanlarına ilişkin adımlarda tarafların birbirini yeterince bilgilendirmemesiyle devam ettiğini yazıyor. Aynı analiz, Kahire’nin şimdilik Ankara’ya daha fazla yaklaşıyor göründüğünü belirtiyor.

Bu endişenin nedeni açık: Eğer Türkiye ile Mısır arasında bir deniz yetki alanları anlaşması imzalanırsa, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın özellikle Meis üzerinden kurduğu maksimalist deniz alanı yaklaşımı ciddi biçimde tartışmaya açılır. Türkiye, uzun süredir adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge üretme kapasitesinin ana karalar kadar geniş olamayacağını savunuyor. Yunanistan ise adaların tam etki doğurduğunu ileri sürüyor. Bu ihtilaf, Doğu Akdeniz’deki enerji, deniz ulaşımı ve güvenlik denklemine doğrudan yansıyor.

Kathimerini’nin “Türkiye mantıken bir münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalamaya çalışacaktır” değerlendirmesi de bu nedenle önemli. Çünkü böyle bir anlaşma yalnızca Ankara-Kahire ilişkilerini değil, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kurduğu diplomatik mimariyi de değiştirebilir.

İsrail açısından da tablo oldukça hassas. Türkiye-Mısır yakınlaşması, Gazze başta olmak üzere bölgesel krizlerde Ankara ve Kahire’nin birlikte hareket etme kapasitesini artırabilir. Bu da İsrail’in bölgesel manevra alanını daraltır. Asharq Al-Awsat’a konuşan uzmanlar, Türkiye ve Mısır’ın yakınlaşmasının özellikle İsrail’in artan etkisine karşı bölgesel dengeyi yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Buna savunma sanayii boyutu da ekleniyor. Mısır, büyük bir orduya ve Arap dünyasında önemli bir diplomatik ağırlığa sahip. Türkiye ise NATO tecrübesi, savunma sanayii, İHA teknolojisi, elektronik harp kapasitesi ve bölgesel askeri varlığıyla öne çıkıyor. Bu iki kapasitenin bir araya gelmesi, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel güç dengesi açısından da ciddi sonuçlar doğurur.

ASELSAN’ın Mısır’da temsilcilik açması bu yüzden sembolik olmaktan öte bir anlam taşıyor. Bu adım, Mısır ordusunun Türk savunma teknolojilerine doğrudan erişmesini, ortak üretim ihtimallerinin artmasını ve iki ülke arasında savunma sanayii üzerinden kalıcı bir bağ kurulmasını sağlayabilir.

Bu noktada Suudi Arabistan ve Pakistan boyutu da dikkat çekiyor. Kathimerini’nin analizine göre Riyad, Mısır ekonomisine verdiği destekle yalnızca Kahire’yi ayakta tutmayı değil, aynı zamanda Mısır’ı daha geniş bir bölgesel denklemin parçası hâline getirmeyi hedefliyor. Bu tabloda Suudi Arabistan ve Mısır bir hatta, Türkiye ve Pakistan ise başka bir hatta konumlanıyor. Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Türkiye’nin NATO üyeliği ve güçlü ordusu, Mısır’ın kalabalık silahlı kuvvetleri ve Gazze’ye coğrafi yakınlığı düşünüldüğünde, bu rekabet yalnızca diplomatik değil, bölgesel güvenlik açısından da önemli bir boyut kazanıyor.

Türkiye-Mısır yakınlaşmasının kalıcı olup olmayacağını zaman gösterecek. Çünkü taraflar arasında hâlâ ciddi güvensizlik alanları var: Müslüman Kardeşler dosyası tamamen kapanmış değil, Libya’da çıkarlar tümüyle örtüşmüyor, Ankara’nın bölgesel liderlik iddiası Kahire’de zaman zaman rahatsızlığa sebep olabiliyor.

Yine de bugünün şartlarında bu yakınlaşma, bölge istikrarı açısından önemli bir fırsat sunuyor. İki ülke Gazze ve Lübnan’da ateşkes, insani yardım ve diplomatik baskı mekanizmalarında birlikte hareket edebilirse, Orta Doğu’da yeni bir denge kurulabilir.

Asıl soru ise Doğu Akdeniz’de düğümleniyor: Ankara ile Kahire bir gün deniz yetki alanları konusunda anlaşırsa, bu yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Yunanistan ve İsrail’in bölgesel hesaplarını da değiştirebilir. Bu yüzden Türkiye-Mısır yakınlaşması, sessiz ilerleyen ama sonuçları çok büyük olabilecek jeopolitik gelişmelerden biri olarak dikkatle izlenmeli.

386
1
37

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Umarım kalıcı bir Türkiye- Mısır ilişkisi olur.

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
386
1
37

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.