ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın, resmî açıklamaya göre “kısa süreli ve beklenmedik bir rahatsızlık” sonucu 71 yaşında hayatını kaybetmesi dünya gündemine bomba gibi düştü. Graham’ın ofisi ölüm nedenine ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapmazken, bazı Amerikan basın kuruluşları acil yardım ekiplerinin senatörün Washington’daki evine kalp durması ihbarı üzerine yönlendirildiğini aktardı. Ancak kesin ölüm nedeni henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil.
Graham hiçbir zaman ABD Başkanı olmadı. Buna rağmen Washington’daki güç dengelerini, savaş politikalarını ve dış politika kararlarını etkileyebilen en önemli isimlerden biriydi. Kongre’de otuz yılı aşan kariyeri boyunca yalnızca bir senatör olarak değil, Amerikan güvenlik bürokrasisiyle, savunma çevreleriyle ve dış politika müesses nizamıyla güçlü bağlara sahip etkili bir aktör olarak öne çıktı.
Daha birkaç gün önce kamuoyu önünde son derece sağlıklı görünen Graham’ın ani ölümü; Washington’daki nüfuzu, son dönemde gerçekleştirdiği kritik temaslar ve ölümünün zamanlaması nedeniyle kısa sürede yoğun tartışmalara yol açtı. Elbette ani bir ölümün tek başına kuşkulu olduğu söylenemez. Ancak Graham gibi savaş, yaptırım ve güvenlik politikalarının merkezinde yer alan bir siyasetçinin beklenmedik şekilde hayatını kaybetmesi, kamuoyunda farklı senaryoların gündeme gelmesini kaçınılmaz hâle getiriyor.
Graham, koşulsuz İsrail desteğinin yanı sıra uluslararası krizler konusundaki son derece sert ve tepki çeken açıklamalarıyla da tanınıyordu. Amerikan askerî gücünün kullanılmasını savunan en şahin siyasetçilerden biriydi. Bu tutumu ona güçlü müttefikler kazandırdığı kadar, dünyanın farklı bölgelerinde çok sayıda düşman edinmesine de yol açtı.
Cumhuriyetçi senatör, Pearl Harbor saldırısının ardından ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atmasını örnek göstererek İsrail’in Gazze’de uyguladığı yıkıcı askerî yöntemleri savunmuş, İsrail’in Gazze Şeridi’ni tamamen ortadan kaldıracak ölçüde güç kullanmakta haklı olabileceğini ileri sürmüştü.
Benzer şekilde, üzerinde “Make Iran Great Again” (İran’ı Yeniden Büyük Yap) yazan bir şapkayla kameraların karşısına çıkan Graham, İran’a karşı savaş seçeneğinin en ateşli savunucularından biri hâline gelmişti. Trump yönetimini İran konusunda daha sert bir çizgiye yönlendiren isimlerin başında geldiği düşünülüyordu. Graham’ın yaklaşımı, diplomatik çözümden çok askerî baskıya, rejim değişikliğine ve kapsamlı yaptırımlara dayanıyordu.
Graham’ın bir başka özelliği de Amerikan siyasetinde Türkiye’ye en sert yaklaşan isimlerden biri olmasıydı. Daha yılın başında Suriye’de YPG’ye karşı atılabilecek adımlara itiraz etmiş, Türkiye ile Suriye yönetimine “akıllıca bir tercih yapmaları” çağrısında bulunarak Ankara’yı yaptırımlarla tehdit eden bir dil kullanmıştı.
Ancak ölümünden hemen önce Graham’ın Türkiye konusundaki tutumunda şaşırtıcı bir değişim yaşandı.
Graham, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Donald Trump’la birlikte gelen Amerikan heyetinde yer aldı. Geçmişte Türkiye’ye yönelik savunma yaptırımlarını destekleyen senatör, zirve sırasında yaptığı açıklamada Trump’ın Türkiye’ye F-35 satılmasına yönelik olası kararına destek vermeye hazır olduğunu söyledi. Graham, Kongre’de itirazlar çıkabileceğini kabul etmekle birlikte, satış ihtimaline açık olduğunu belirtti.
Bu açıklama yalnızca Graham’ın geçmiş tutumuyla çelişmiyordu. Aynı zamanda Türkiye’ye F-35 satışına şiddetle karşı çıkan İsrail’in güvenlik politikaları açısından da önemli bir değişime işaret ediyordu. Çünkü İsrail yönetimi, Türkiye’nin F-35’lere sahip olmasının bölgesel hava üstünlüğü dengesini değiştireceğini savunuyor ve Washington üzerinde satışın engellenmesi için yoğun baskı kuruyordu.
NATO Zirvesi sırasında bir başka dikkat çekici gelişme daha yaşandı. İsrail’in, İran’ın Trump’a yönelik yeni bir suikast planı hazırladığı yönünde ABD’ye istihbarat ilettiği öne sürüldü. Trump’ın Ankara’dan ayrılırken gelişte kullandığı uçaktan farklı bir uçağa binmesi de bu iddialarla ilişkilendirildi.
Graham’ın ölümünden hemen önce gerçekleşen bir diğer önemli temas ise Kiev ziyaretiydi. Senatör, ölümünden bir gün önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmüş ve Washington’a yeni dönmüştü. Görüşmede Ukrayna’ya sağlanacak askerî destek, Patriot sistemleri ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar ele alınmıştı. Graham’ın bilinen ciddi bir sağlık sorunu bulunmadığı ve dönüşünün ardından televizyon programlarına katılmayı planladığı aktarılıyor.
Bütün bu gelişmeler yan yana getirildiğinde Graham’ın ölümü kaçınılmaz olarak bazı soruları beraberinde getiriyor:
Graham, Washington içindeki bir güç mücadelesinin kurbanı olmuş olabilir mi? ABD’yi İran’la savaşında hataya sürüklemesi nedeniyle mi hedef hâline geldi? Ukrayna’ya verdiği güçlü destek nedeniyle Rusya intikam mı aldı? İran, doğrudan Trump yerine onun savaş politikalarını şekillendiren en etkili isimlerden birine mi yöneldi?
Ve belki de Türkiye açısından en dikkat çekici soru şu: Yıllarca İsrail’e koşulsuz destek veren Graham, Türkiye’ye F-35 satışına kapı aralayan açıklamasının bedelini mi ödedi?
ABD’li aktivist Charlie Kirk suikastının ardından da benzer iddialar gündeme gelmişti. Kirk’ün ölümünden hemen önce İsrail’e yönelik bazı eleştirilerde bulunduğu ve İsrail yanlısı bağışçıların baskısıyla karşı karşıya kaldığı ileri sürülmüştü.
Asıl dikkat çekici tablo ise şu: Trump’a yakın isimlerin art arda siyasi veya fiziksel olarak sahneden çekilmesi ve Trump’ın son dönemde İsrail’le arasına daha fazla mesafe koyarken Türkiye’ye daha sıcak mesajlar vermesi. Bu süreç, Washington’daki güç mücadelesinin yalnızca Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında değil, Cumhuriyetçi Parti’nin ve Trump hareketinin kendi içinde de giderek sertleştiğini gösteriyor.
Dolayısıyla ikinci büyük soru da şu:
Bütün bu gelişmeler, son dönemde Türkiye’ye yaklaşan ve İsrail’le ilişkilerinde daha bağımsız bir çizgi izlemeye başlayan Trump’a yönelik bir gözdağı olarak mı okunmalı?
Senatörcüğün ölmesi çok garip. Esas ölüm sebebi bence Türkiye’ye yönelik ılıman söylemleri.(F35 satılabilir tarzı) Madem siz satıyorsunuz alın size.Bu ölüm sizin dediğiniz olmaz, bizim dediğimiz olur anlamı taşımaz mı sizce de? Hem Trump destekçisi hem de Malum Şey karşıtı açıklama yapanlar ölüyor. Bana çok garip geliyor. Geçmişte de bu tür şaibeli ölümler oldu. Çoğunun ortak özelliği Malum Şey aleyhinde konuşmaları, destek vermek istememeleri.
Charlie Kirk un infaziyla baglanti kurmaniz guven uyandirici. Infaz kelimesini ozellikle kullaniyorum cunku yapilan tam olarak buydu. Acik bir meydan okuma ve gözdağı. Arkasinda tartismasiz Itrail var. Bu senatorun de tam olarak ayni gerekcelerle ve ayni mesajla ortadan kaldirilmasi adi gecen teror devletinin yöntem ve usule uygun olmakla kalmayip keskin ve ozellikle de son gunlerde giderek artan agresifligine cok uygun. Mesaj Trump a degil onu F35 ler ve diger yaptirimlar konusunda desteklemeye kalkabilecek diger senator ve bu konuda etki sahibi olanlara. Tıpkı Kirkte oldugu gibi … ayaginizi denk alin bizim davamiza yıllarca hizmet edenleri bile gozumuzu kirpmadan harcariz biz sakin talimatlarimizin disina cikmaya kalkmayin ya da sorgulamaya kalkmayin yoksa ipinizi çekeriz