Sudan’da Nisan 2023’ten beri iki ana güç savaşıyor: General Abdulfettah el-Burhan’ın liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Dagalo, yani “Hemedti”nin komuta ettiği paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK). Bugün ordu Hartum dahil ülkenin kuzeyi, doğusu ve merkezinin büyük bölümünü kontrol ederken HDK özellikle Darfur ve batı bölgelerinde güçlü. Savaş milyonlarca insanı yerinden etti ve ülkeyi fiilen iki ayrı nüfuz alanına böldü.
İşte Mekke Anlaşması tam bu noktada önem kazanıyor. Anlaşma doğrudan Sudan’ı kapsamıyor; Sudan üçlü ittifakın üyesi değil. Buna rağmen Le Monde, 26 Ağustos tarihli analizinde Sudan savaşını “Mekke Paktı’nın ilk sahası” olarak tanımlıyor. Gazetenin aktardığına göre Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan son dönemde Burhan yönetimindeki Hartum güçlerine giderek daha fazla destek veriyor. Riyad’ın Türk yapımı insansız hava araçları ile Pakistan silahlarının Sudan ordusu için satın alınmasını finanse ettiği belirtiliyor.
Bu, özellikle Suudi Arabistan açısından önemli bir değişim. Riyad savaşın ilk dönemlerinde taraflar arasında arabuluculuk yapmaya çalışmıştı. Hatta Nisan ayında Reuters, Suudi Arabistan’ın yaklaşık 1,5 milyar dolarlık Pakistan-Sudan silah anlaşmasının finansmanından geri çekildiğini bildirmişti. Le Monde’un son haberi doğruysa birkaç ay içinde ciddi bir yön değişikliği yaşanmış durumda. 17 Ağustos’ta Riyad ile Hartum arasında yeni bir Suudi-Sudan Koordinasyon Konseyi kurulması da bu yakınlaşmanın siyasi boyutunu gösteriyor.
Sudan’ın Türkiye için önemi büyük
Türkiye’nin Sudan’a ilgisi bugünkü savaştan çok daha eski. Ankara, Sudan’ın 1956’daki bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biriydi ve Hartum Büyükelçiliğini 1957’de açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2017’de Sudan’a yaptığı ziyaret sırasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kuruldu; tarımdan enerjiye, sağlıktan savunmaya birçok alanda anlaşmalar yapıldı. Türkiye’nin 2024’te Sudan ile ticaret hacmi yaklaşık 345 milyon dolardı.
Ancak Sudan’ın önemi yalnızca ekonomik değil. Ülke, Kızıldeniz kıyısında son derece stratejik bir konumda. Türkiye’nin Doğu Afrika ve Afrika Boynuzu’ndaki varlığı düşünüldüğünde Sudan; Somali’den Kızıldeniz’e ve oradan Körfez’e uzanan daha geniş bir jeopolitik hattın parçası. Ankara’nın 2017’de Kızıldeniz kıyısındaki tarihi Sevakin limanının restorasyonunu üstlenmesi de bu ilginin sembollerinden biriydi.
Üstelik Burhan ile Ankara arasındaki temas devam ediyor. Burhan, Haziran ayında Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildi. Görüşme sonrasında Türkiye, Sudan’da kanın durması için çabalarını sürdürdüğünü açıklarken ticaret, tarım, enerji ve özellikle savunma alanındaki ilişkilerin geliştirilmesinin gündemde olduğunu duyurdu.
Suudi Arabistan açısından Sudan’ın önemi doğrudan Kızıldeniz güvenliğiyle bağlantılı. Riyad, Kızıldeniz kıyısındaki dev turizm ve altyapı projelerini korumak isterken aynı zamanda bölgede Birleşik Arap Emirlikleri’nin artan etkisini sınırlamaya çalışıyor. BAE’nin HDK’ya silah ve mali destek sağladığı uzun süredir ileri sürülüyor; Abu Dabi bu suçlamaları reddediyor.
Pakistan’ın rolü ise daha çok askerî. İslamabad’ın Sudan’da Ankara veya Riyad kadar doğrudan jeopolitik çıkarı bulunmuyor; ancak güçlü savunma sanayisi ve Suudi Arabistan’la yakın askerî ilişkileri nedeniyle Hartum’a silah tedarikinde önemli bir halka haline gelebilir. Böylece Mekke Anlaşması’nın üç tamamlayıcı unsuru Sudan’da görünür hale geliyor: Suudi finansmanı, Türk savunma teknolojisi ve Pakistan askerî kapasitesi.
Kısa vadede üç ülkenin koordineli desteği Sudan ordusunun üstünlüğünü artırabilir ve ülkenin tamamen parçalanmasını önleyebilir. Fakat üç ülkenin önününde önemli bir risk de mevcut: Eğer bir tarafta Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan destekli Hartum, diğer tarafta dış destek almaya devam eden HDK oluşursa, Sudan savaşı sona ermek yerine daha büyük bir bölgesel vekâlet savaşına dönüşebilir.
Dolayısıyla Mekke Anlaşması’nın Sudan’daki gerçek sınavı, üç ülkenin Burhan’a ne kadar silah sağlayacağı değil; askerî nüfuzlarını siyasi bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyecekleri olacak. Riyad’ın mali ağırlığı, Ankara’nın Hartum’la güçlü ilişkileri ve Pakistan’ın askerî kanalları birlikte kullanılarak bir ateşkes ve siyasi geçiş süreci oluşturulabilirse, Mekke Anlaşması ilk kez yalnızca bir savunma paktı değil, bölgesel krizleri yönetebilen bir güç merkezi olduğunu gösterebilir.
Fakat Sudan bunun yalnızca başlangıcı olacaktır. Le Monde’un da dikkat çektiği gibi aynı güç rekabeti şimdiden Somali, Somaliland ve Babülmendep hattına taşınıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşısında BAE ile İsrail’in etkisinin giderek daha fazla hissedildiği Kızıldeniz’de, Mekke Anlaşması’nın bir sonraki sınavı Sudan’dan çok daha geniş bir coğrafyada verilebilir.