Türkiye son yıllarda dış politikada alışılmış kalıpların dışına çıkan, hem Doğu hem de Batı ile ilişkilerini eş zamanlı yürüten ve bu denge üzerinden küresel ağırlık kazanan bir ülkeye dönüşüyor. Bu dönüşümün mimarı olan Erdoğan, izlediği stratejiyi somut adımlarla görünür kılmaya devam ediyor. Bu strateji yalnızca tek bir alana odaklanmıyor. Türkiye’yi enerji koridorlarının, savunma iş birliklerinin ve kritik diplomatik temasların merkezine yerleştirmeyi; İstanbul’u ise bu yeni konumun dünyaya gösterildiği vitrin şehir hâline getirmeyi hedefliyor.
Üç Eksen, Bir Hedef: Enerji, Savunma ve Diplomasi
Türkiye’nin son yıllardaki dönüşümünü en iyi anlatan tablo, birbiriyle bağlantılı üç eksen üzerinden okunabilir. Birincisi enerji: Türkiye, Rusya ve Orta Doğu gazını Avrupa’ya taşıyan boru hatlarının kavşak noktasında bulunuyor ve bu coğrafi avantajı giderek daha aktif biçimde kullanıyor. İkincisi savunma: Yerli insansız hava araçlarından uluslararası çapta ses getiren tatbikatlara, NATO içindeki özgün duruşundan yabancı şirketlerle kurulan savunma ortaklıklarına kadar Türkiye, küresel ölçekte söz sahibi bir aktöre dönüşmüş durumda. Üçüncüsü ve belki de en dinamik olanı ise diplomasi.
Bu üçlü eksenin diplomatik boyutu son dönemde özellikle ivme kazanıyor. NATO Zirvesi’nin Türkiye’de düzenlenmesi ve ABD Başkanı Trump’ın zirveye bizzat katılacağının duyurulması, Ankara’nın İttifak içindeki konumunu güçlendiriyor. Rusya-Ukrayna savaşının sürdüğü bu konjonktürde Zelenskiy’nin, Putin ile olası bir görüşme için Türkiye’yi zemin olarak görmesi tesadüf değil; Ankara’nın her iki tarafla da koruduğu iletişim kanallarının somut bir ürünü. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın hem Suriye hem Irak özel temsilcisi olarak atanması da Türkiye’nin Orta Doğu denklemindeki ağırlığını gözler önüne seriyor.
COP31 İklim Konferansı’na ev sahipliği ise bu tabloya ayrı bir katman ekliyor. Enerji geçişi tartışmaları kızışırken böylesine kritik bir platformu üstlenmek, Türkiye’nin yalnızca güç siyaseti değil, geleceğin küresel enerji gündemi üzerinde de söz sahibi olmak istediğini ortaya koyuyor.
İstanbul: Bir Şehrin Ötesinde, Uluslararası bir Cazibe Merkezi
Bu stratejinin en görünür yüzü İstanbul. Erdoğan, şehri yalnızca Türkiye’nin vitrini değil, Dubai ve Singapur gibi küresel finans merkezleriyle rekabet eden bağımsız bir cazibe odağı olarak yeniden tanımlamayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda atılan en somut adım, yurt dışında yaşayan ve son üç yıldır Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilere sunulan kapsamlı muafiyet paketi. Ülkeye dönen bu kişiler, yirmi yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançları için Türkiye’de vergi ödemeyecek. Düzenleme aynı zamanda diasporaya siyasi bir mesaj: Türkiye, geri dönüşü somut avantajlarla teşvik ediyor.
Kültürel ve sportif hamleler de bu dönüşümün ayrılmaz parçası. Formula 1’in İstanbul’a geri dönüşü, şehri küresel spor takviminin kalıcı bir durağı hâline getirme iradesini yansıtıyor. Kanye West, Travis Scott ve Andrea Bocelli gibi isimlerin İstanbul’u sahne olarak seçmesi ise şehri bir turizm destinasyonunun çok ötesine taşıyor: İstanbul artık küresel kültür ve sanat dünyasının yeni koordinatlarından biri hâline gelmiş durumda.
Tüm bu adımlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo açık: Erdoğan liderliğindeki Türkiye artık küresel gündemi kenardan izlemiyor; kararların alındığı masanın merkezine doğru ilerliyor.