İngiltere'de Sembolik Olan Monarşi Değil, Demokrasi

İngiltere'de Sembolik Olan Monarşi Değil, Demokrasi

Türkiye söz konusu olduğunda Batılı medya organlarının demokrasi eleştirileri hiç eksik olmaz. Özellikle The EconomistThe Telegraph ve Financial Times gibi yayınlarda Türk demokrasisinin eksikleri üzerine sayısız analiz kaleme alınır. Oysa aynı merceği bugün Birleşik Krallık’a çevirdiğimizde karşımıza oldukça çarpıcı bir tablo çıkıyor.

Keir Starmer’ın istifa kararıyla birlikte İngiltere son on yıl içerisinde yedinci başbakanına hazırlanıyor. David Cameron, Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak ve şimdi de Keir Starmer…Dünyaya siyasi istikrar ve demokrasi dersi veren bir ülkenin bu kadar kısa sürede bu kadar çok lider değiştirmesi başlı başına sorgulanması gereken bir durum değil mi?

Demokrasinin temel iddiası, halkın iradesiyle seçilen yöneticilerin istikrarlı biçimde ülkeyi yönetebilmesidir. Ancak İngiltere’de son yıllarda seçmenlerin oyuyla göreve gelen başbakanlar, seçimlerden çok, parti içi liderlik mücadeleleri ve kulis savaşları sonucunda görevlerini kaybediyor. İngiliz seçmeni ise çoğu zaman sandıkta tercih etmediği isimlerin ülkeyi yönettiği bir sisteme tanıklık ediyor.

Üstelik sorun yalnızca sık değişen başbakanlarla sınırlı değil. Birleşik Krallık’ta başbakan hâlâ kral tarafından resmen atanıyor. Yeni başbakan Buckingham Sarayı’na giderek hükümeti kurma yetkisini kraldan alıyor. Hukuken bunun yalnızca anayasal bir prosedür olduğu söylenebilir. Ancak 21. yüzyılda bile devlet yönetiminin meşruiyetinin seçimden sonra monarkın görevlendirmesiyle tamamlanıyor olması birçok kişi açısından tartışmalı bir görüntü oluşturmaya devam ediyor. Dahası, İngiliz siyasetinin merkezinde yer alan Lordlar Kamarası üyelerinin önemli bir kısmı da halk tarafından seçilmiyor.

Bir başka dikkat çekici nokta ise giderek derinleşen temsil krizi. Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları, İngiliz halkının parlamentoya, siyasi partilere ve hükümete duyduğu güvenin ciddi şekilde azaldığını gösteriyor. Keir Starmer’ın istifası da bu güven kaybının son halkası olarak görülebilir. Resmî açıklamalar, parti içindeki baskının ve düşen kamuoyu desteğinin karar üzerinde etkili olduğunu ortaya koyuyor. İşçi Partisi içerisinde uzun süredir devam eden liderlik tartışmaları, Andy Burnham’ın yükselişi ve yaklaşan seçimlere ilişkin kaygılar da Starmer üzerindeki baskıyı artırmış görünüyor.

Bununla birlikte istifanın zamanlaması da dikkat çekici. Starmer’ın istifasını duyurmadan önce ABD Başkanı Donald Trump’ın bunu kamuoyuna açıklaması Londra’da şaşkınlığa sebep oldu. Amerikan basınında da bu durum olağan dışı bir gelişme olarak değerlendirildi.

Elbette bunun ardında hangi diplomatik hesapların bulunduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Ancak son dönemde Washington ile Londra arasında İran, Ukrayna ve savunma politikaları konusunda farklı pozisyonların ortaya çıktığı da bir gerçek.

Diğer taraftan İngiltere’nin son yıllarda Türkiye ile geliştirdiği savunma ve stratejik iş birliği de dikkat çekiyor. Özellikle savunma sanayii alanındaki yakınlaşma, Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde önem kazanmış durumda. Söz konusu yakınlaşmanın bir süredir İsrail’i rahatsız ettiği biliniyor. Bu nedenle İngiliz siyasetinde yaşanacak liderlik değişiminin Türkiye-İngiltere ilişkilerine ve bölgesel dengelere nasıl yansıyacağı da yakından takip edilmesi gereken bir konu.

İç politikada ise Starmer’ın önünde biriken sorunlar az değildi. Brexit sonrası tam anlamıyla toparlanamayan ekonomi, yüksek enflasyon, enerji krizi, sağlık sistemindeki aksaklıklar ve düzensiz göç tartışmaları ülkenin siyasal yapısına duyulan güveni daha da aşındırdı. Kuzey İrlandalı bir vatandaşın Sudanlı bir göçmen tarafından vahşice öldürülmesi ve ardından yaşanan sokak eylemleri ise toplumdaki memnuniyetsizliğin ulaştığı noktayı gözler önüne serdi.

Bugün gelinen noktada mesele yalnızca Keir Starmer’ın istifası değil. Asıl tartışılması gereken, Türkiye demokrasisini sürekli eleştiren Batı’nın örnek gösterdiği demokratik sistemlerin gerçekte ne kadar demokratik olduğu.

Belki de bugün asıl tartışılması gereken mesele şu:

Birleşik Krallık’ta sembolik olan gerçekten monarşi mi, yoksa demokrasinin kendisi mi?

103
0
2

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
103
0
2

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.