Emmanuel Macron’un Şam ziyareti, Fransa’nın Suriye halkıyla dayanışma göstermek için gerçekleştirdiği sembolik bir temasın çok ötesinde anlam taşıyor. Fransa Cumhurbaşkanı, Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Suriye’yi ziyaret eden ilk Avrupa Birliği lideri olurken yanında yalnızca diplomatları değil, enerji, ulaştırma ve altyapı alanlarında faaliyet gösteren Fransız şirketlerinin yöneticilerini de götürdü.
Dolayısıyla Macron’un Suriye’ye neden gittiği sorusunun en gerçekçi cevabı şu: Fransa, yeni Suriye düzeni kurulurken masanın dışında kalmak istemiyor.
Suriye, yıllarca süren savaşın ardından yalnızca yeniden inşa edilecek bir ülke değil. Doğu Akdeniz’e açılan limanları, Irak ve Körfez ülkelerine uzanan kara yolları, enerji güzergâhları ve bölgesel ticaret hatlarıyla stratejik bir geçiş noktası. Devlet kurumlarının, elektrik altyapısının, ulaşım ağlarının, finans sisteminin ve sağlık hizmetlerinin yeniden kurulması milyarlarca avroluk bir ekonomik alan yaratacak.
Paris bu sürece erkenden dâhil olarak Fransız şirketlerine yer açmak, Şam üzerindeki Avrupa etkisini artırmak ve Ortadoğu’daki nüfuz kaybını telafi etmek istiyor. Ziyaret sırasında sağlık, havacılık, finans ve altyapı alanlarının öne çıkması; TotalEnergies ve CMA CGM gibi önemli şirketlerin Suriye’ye ilgi göstermesi bu yaklaşımın somut işaretleri.
Fransa’nın ikinci temel amacı güvenlik. Paris açısından DEAŞ’la mücadele, Suriye’de bulunan Fransız vatandaşlarının durumu ve Avrupa’ya yönelebilecek yeni göç hareketlerinin önlenmesi doğrudan önem taşıyor.
Suriye ziyareti sırasında Macron’un kaldığı otelin yakınında patlamaların meydana gelmesi de güvenlik boyutunun ne kadar kritik olduğunu gözler önüne serdi. Bu olay, Suriye’nin uluslararası sisteme dönüşünün yalnızca diplomatik temaslar ve ekonomik yatırımlarla değil, sahada kalıcı istikrarın sağlanmasıyla mümkün olacağını gösterdi.
Fransa, savaş yıllarında Suriye’de farklı yerel aktörlerle ilişki kurdu. Ancak yeni dönemde Şam yönetimiyle doğrudan temasın gerekli olduğunu görüyor. Devlet kurumlarının yeniden işler hâle gelmesi, ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve silahlı yapıların merkezi sisteme dâhil edilmesi Fransa’nın da desteklediği başlıklar arasında bulunuyor.
Bazı yorumcular Macron’un Şam ziyaretini, Fransa ile Türkiye arasında Suriye sahasında yeni bir rekabetin başlangıcı olarak değerlendiriyor. Geçmişte iki ülke arasındaki en belirgin görüş ayrılıklarından biri YPG konusunda yaşandı. Macron’un Türkiye ile YPG arasında arabuluculuk yapmayı önermesi, Ankara ile Paris arasında diplomatik gerilime dahi yol açmıştı.
Ancak bugün Suriye sahasının koşulları geçmişten tamamen farklı. Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” sürecinin başlaması ve Şam yönetimi ile YPG arasında ateşkes ile kademeli entegrasyonu öngören bir mutabakata varılması yeni bir tablo oluşturdu.
Bu koşullarda Fransa’nın Suriye’de etkili bir rol oynayabilmesi için Türkiye ile yakın diyalog kurması kendi çıkarları açısından da gerekli.
Türkiye, Suriye ile en uzun sınırlardan birine sahip. Sahadaki askerî varlığı, Şam üzerindeki siyasi etkisi, muhalif yapılarla ilişkileri, sınır güvenliği ve mültecilerin geri dönüşü konularındaki belirleyici konumu, Ankara’yı Suriye denkleminde vazgeçilmez bir aktör hâline getiriyor. Avrupa ülkeleri diplomatik ve ekonomik girişimlerde bulunabilir; ancak sahadaki güvenlik düzeninin Türkiye yok sayılarak kurulamayacağını Paris de biliyor.
Fransa’nın diplomatik ağı, Avrupa Birliği içindeki ağırlığı ve yeniden yapılanmaya sağlayabileceği ekonomik katkı ise Suriye’nin istikrara kavuşmasında önem taşıyor. Bu nedenle Türkiye ile Fransa’nın kapasiteleri yeni dönemde birbirine rakip olmaktan çok birbirini tamamlayabilir.
Macron’un Suriye ziyaretinin hemen ardından Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi bu açıdan dikkat çekici. Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra savunma, Ukrayna ve Orta Doğu meselelerinin ele alınması, Fransa’nın bölgesel dosyaları Türkiye ile daha pragmatik bir zeminde konuşmak istediğini gösteriyor. Aynı dönemde Türkiye, Fransa ve İtalya arasında SAMP/T hava savunma sistemi üzerine teknik çalışmaların yeniden ilerlemesi de ilişkilerdeki bu pragmatik yönelimin başka bir işareti.
Elbette Fransa’nın Türkiye’nin bütün tercihlerini benimsemesi, Ankara ile Paris’in her konuda aynı düşünmesi beklenemez. Ancak bu ayrılıkların ortak çıkarların önüne geçmesi gerekmiyor.
Fransa’nın Suriye’deki temel amacı Türkiye’ye karşı yeni bir denge kurmaktan ziyade, ülkenin geleceğinde ekonomik ve siyasi bir yer edinmek, güvenlik tehditlerini sınırlandırmak ve Orta Doğu’daki etkisini korumak. Türkiye ise Fransa’nın Avrupa Birliği içindeki ağırlığından, ekonomik kapasitesinden ve Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden dâhil edilmesine sağlayabileceği katkıdan yararlanabilir.
Bu nedenle Macron’un Şam ziyareti, Türkiye ile Fransa arasında yeni bir rekabetin başlangıcı olarak değil, bölgesel gerçeklerin daha pragmatik biçimde ele alınması olarak değerlendirilmeli.
Fransa Suriye’ye dönmek istiyor. Ancak bu dönüşün mümkün olabilmesi için Ankara ile çatışmaya değil, Türkiye’nin sahadaki ağırlığını dikkate alan dengeli bir iş birliğine ihtiyacı var. Başka bir deyişle Paris, yeni dönemde Şam’a giden yolun Ankara’dan geçtiğini biliyor.