Türkiye ve Mısır bayrakları, Hakan Fidan ve Abdulfettah es-Sisi’nin el sıkışması, Mısır piramitleri, bölge haritası, savaş gemisi ve enerji altyapısını bir araya getiren Türkiye-Mısır ilişkileri temalı jeopolitik kolaj.

Mısır, Mekke Anlaşması'na Katılabilir mi?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13-14 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirdiği Mısır ziyareti, Türkiye’nin son günlerde hızlanan bölgesel diplomasi trafiği içinde özel bir yere sahip. Fidan’ın Kahire temasları, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın hemen ardından ve Libya ziyaretinin devamında gerçekleşiyor. Üstelik Ankara ile Kahire arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi düzeyde değil, askerî ve ekonomik alanlarda da son yılların en hızlı yakınlaşma dönemlerinden birinden geçiyor. Bütün bu gelişmeler yan yana getirildiğinde önemli bir soru ortaya çıkıyor: Mısır, Mekke Anlaşması’nın dördüncü üyesi olabilir mi?

Fidan’ın Kahire ziyaretinin resmî gündemi oldukça kapsamlı. Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu’nun ikinci toplantısı gerçekleştiriliyor; iki ülke arasında müzakere edilen anlaşmalar, Şubat ayında Kahire’de düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin sonuçları ve Türkiye’de yapılması planlanan bir sonraki toplantının hazırlıkları ele alınıyor. Gazze, Libya, Sudan ve diğer bölgesel krizlerin de görüşmelerin önemli başlıkları arasında olması bekleniyor.

Ancak ziyaretin zamanlaması, resmî gündemin ötesine bakmayı gerektiriyor. Çünkü Ankara, Riyad ve İslamabad’ın kurduğu yeni savunma mekanizmasının üç ülkeyle sınırlı kalmasını istemediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mekke Anlaşması’nın bölgenin huzur ve istikrarını isteyen diğer ülkelere açık olduğunu söylerken, Ankara’nın uzun vadeli vizyonunun daha geniş bir güvenlik çatısı oluşturmak olduğunu ifade etti. Hakan Fidan da anlaşmanın ardından Mısır’ı bu yapının “doğal ortağı” olarak nitelendirdi. Dolayısıyla Fidan’ın Mekke’den yalnızca birkaç gün sonra Kahire’ye gitmesi ister istemez Mısır’ın gelecekte bu yapıya katılıp katılmayacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Bu ihtimali önemli kılan ilk unsur, Türkiye-Mısır ilişkilerinin ulaştığı yeni aşama. Ankara ile Kahire arasındaki normalleşme artık yalnızca diplomatik ilişkilerin onarılmasından ibaret değil. İki ülke giderek güvenlik ve savunma alanında da birbirine yaklaşıyor. Haziran ayında gerçekleştirilen Türkiye-Mısır Askerî İşbirliği Komitesi toplantısında yeni bir askerî iş birliği yol haritası üzerinde anlaşılırken, Mısır savaş uçakları Türkiye’de düzenlenen Anadolu Kartalı 2026 tatbikatına katıldı. Savunma sanayii alanında ortak üretim ve teknoloji iş birliği seçenekleri de giderek daha fazla gündeme geliyor. Bu nedenle Mısır’ın Mekke Anlaşması’na katılması, sıfırdan kurulacak bir askerî ilişkinin başlangıcı değil, zaten oluşmaya başlayan güvenlik iş birliğinin daha kurumsal bir çerçeveye taşınması anlamına gelebilir.

Aynı şekilde Fidan’ın Kahire’den hemen önce Libya’da bulunması da önemli. Libya, yaklaşık on yıl boyunca Türkiye ile Mısır arasındaki en ciddi ihtilaf alanlarından biriydi. Ankara Trablus merkezli yönetimi desteklerken Kahire ülkenin doğusundaki aktörlere yakın durdu. Bugün ise Türkiye, Libya’nın hem batısı hem doğusuyla temas kurmaya ve bölünmüş devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlamaya çalışıyor. Mısır açısından Libya yalnızca komşu bir ülke değil; sınır güvenliği, enerji, göç ve Doğu Akdeniz dengeleri bakımından temel bir ulusal güvenlik meselesi. Türkiye ile Mısır’ın Libya konusunda rekabetten koordinasyona geçebilmesi, iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşmanın belki de en önemli sınavı olacak.

Bu nedenle Fidan’ın Libya’dan Kahire’ye uzanan güzergâhını birbirinden bağımsız iki ziyaret olarak okumak eksik kalabilir. Türkiye bir taraftan Libya’daki farklı güç merkezleriyle ilişkilerini yeniden düzenlerken diğer taraftan Mısır ile bölgesel dosyalarda ortak hareket edebileceği alanı genişletmeye çalışıyor. Libya’da Ankara-Kahire uzlaşması sağlanabilirse bunun etkileri Kuzey Afrika’nın çok ötesine geçebilir.

Mısır’ın Katılımı Mekke Anlaşması’nı Bölgesel Bir Güvenlik Mimarisine Dönüştürebilir

Mısır’ın Mekke Anlaşması’na katılması hâlinde ortaya çıkacak yapı, bugünkü üçlü anlaşmadan çok daha farklı bir jeopolitik ağırlığa kavuşabilir. Çünkü Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan zaten birbirini tamamlayan üç önemli kapasiteyi aynı çatı altında topluyor: Türkiye’nin askerî kapasitesi ve gelişmiş savunma sanayii, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü. Mısır’ın eklenmesi ise bu denkleme Arap dünyasının en büyük ordularından birini, Süveyş Kanalı’nı, Kuzey Afrika ile Orta Doğu arasındaki stratejik geçiş noktasını ve Doğu Akdeniz-Kızıldeniz eksenindeki benzersiz coğrafi konumu ekleyebilir.

Üstelik Mekke Anlaşması yalnızca sembolik bir siyasi deklarasyon olarak tasarlanmıyor. Üç ülke Savunma ve Dışişleri Bakanları ile Genelkurmay Başkanlarının dahil olacağı üst düzey mekanizmalar oluşturmayı, kara, hava ve deniz kuvvetlerini kapsayan ortak tatbikatlar düzenlemeyi ve hava savunmasından insansız sistemlere kadar çeşitli alanlarda iş birliğini derinleştirmeyi planlıyor. Savunma sanayiinde ise yalnızca silah satın alma değil, ortak geliştirme, üretim, teknoloji paylaşımı ve lojistik altyapı kurulması hedefleniyor.

Mısır’ın böyle bir sisteme katılması durumunda ortaya çıkabilecek coğrafi hat son derece dikkat çekici olur. Pakistan’dan başlayıp Körfez üzerinden Suudi Arabistan’a, oradan Kızıldeniz ve Mısır üzerinden Doğu Akdeniz’e, ardından Türkiye’ye ulaşan geniş bir güvenlik kuşağından söz etmek mümkün hâle gelir. Bu yapı Hint Okyanusu, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz gibi dünyanın en kritik stratejik havzalarından birkaçını birbirine bağlayabilir.

Mısır’ın katılımının en önemli sonuçlarından biri Kızıldeniz’de görülebilir. Küresel ticaretin en önemli geçiş noktalarından Süveyş Kanalı Mısır’ın kontrolünde. Suudi Arabistan ise Kızıldeniz’in karşı kıyısındaki en büyük güçlerden biri. Türkiye de son yıllarda Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda diplomatik, ekonomik ve askerî varlığını artırıyor. Kahire’nin Mekke Anlaşması’na dahil olması, anlaşmaya yalnızca askerî değil aynı zamanda ciddi bir deniz güvenliği ve ticaret yollarının korunması boyutu kazandırabilir.

İkinci büyük değişim Doğu Akdeniz’de yaşanabilir. Türkiye ile Mısır uzun yıllar Doğu Akdeniz’de birbirinden farklı jeopolitik kamplarda yer aldı. Mısır’ın Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile geliştirdiği enerji ve güvenlik ilişkileri Ankara tarafından dikkatle takip edildi. Fakat Türk-Mısır ilişkilerindeki normalleşme ve son dönemde hızlanan askerî iş birliği, bu tablonun artık eskisi kadar katı olmadığını gösteriyor. Mısır’ın Türkiye ile aynı kolektif savunma mekanizmasına girmesi, Kahire’nin Atina ve Lefkoşa ile ilişkilerini terk etmesi anlamına gelmez. Ancak Doğu Akdeniz’de son on yılda oluşan bloklaşmanın giderek esnemesine ve Mısır’ın bölgesel konumunu yeniden dengelemesine yol açabilir.

Üçüncü önemli alan Gazze ve Filistin meselesi. Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan Gazze’nin geleceği konusunda farklı araçlara sahip üç önemli bölgesel aktör. Mısır Refah sınır kapısı ve Gazze ile coğrafi bağlantısı nedeniyle hiçbir savaş sonrası düzenlemenin dışında bırakılamaz. Türkiye Hamas dahil Filistinli aktörlerle temas kurabilen ülkelerden biri. Suudi Arabistan ise hem Arap dünyasındaki siyasi ağırlığı hem de ekonomik kapasitesi nedeniyle Gazze’nin yeniden inşasında önemli bir rol üstlenebilir. Pakistan’ın da dahil olduğu daha geniş bir güvenlik mekanizması, Filistin meselesinde Müslüman ülkelerin yalnızca diplomatik açıklamalar yapan değil, güvenlik ve yeniden yapılanma konusunda koordinasyon sağlayabilen bir platform oluşturmasının önünü açabilir.

Mısır’ın katılımı aynı zamanda Libya denkleminde de yeni bir denge yaratabilir. Türkiye ve Mısır aynı güvenlik mimarisi içinde yer alırsa, Libya iki ülkenin nüfuz mücadelesi yürüttüğü bir alan olmaktan çıkıp ortak istikrar politikalarının test edildiği bir sahaya dönüşebilir. Bu da yalnızca Libya içindeki güç dengelerini değil, Kuzey Afrika’nın genel güvenlik mimarisini etkileyebilir. Ankara ile Kahire arasında Libya konusunda kurulacak kalıcı bir uzlaşma, Türkiye’nin Trablus ve Bingazi ile eş zamanlı temas kurma politikasını daha sürdürülebilir hâle getirebilir.

Bununla birlikte Mısır’ın katılımı önünde ciddi engeller de bulunuyor. Kahire, ABD ile köklü askerî ilişkilere sahip; aynı zamanda Körfez ülkeleri, Avrupa, Çin ve Rusya ile ilişkilerini dengeli biçimde yürütmeye çalışıyor. İsrail ile barış anlaşmasını sürdürüyor, ancak Gazze konusunda İsrail politikalarına ciddi itirazlar yöneltiyor. Böyle bir aktörün kolektif savunma yükümlülüğü içeren yeni bir yapıya katılması, Kahire açısından son derece dikkatli hesaplanması gereken bir karar olur.

Ayrıca Mısır’ın yeni bir güvenlik paktına katılması yalnızca Kahire ile Ankara arasındaki iradeye bağlı değil. Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yaklaşımı, anlaşmanın karar alma mekanizması, üyelik şartları ve kolektif savunma hükmünün nasıl işletileceği de belirleyici olacaktır.

Eğer Ankara önümüzdeki dönemde Kahire’yi de bu yapıya dahil etmeyi başarırsa Mekke Anlaşması üçlü bir savunma paktı olmanın ötesine geçebilir. Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın aynı güvenlik mimarisi içinde buluşması; Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Körfez’den Güney Asya’ya uzanan dengeleri etkileyebilecek ve İslam dünyasında uzun zamandır eksikliği hissedilen kurumsal güvenlik iş birliğinin çekirdeğini oluşturabilecek ölçekte bir gelişme olur.

916
1
17

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Mısır Yunanistan’la Münhasır Bölge anlaşması yaparken, Yunanistan’ın ısrarlarına rağmen Sevilla haritasını kabul etmemişti. Üstelik o günlerde Mısır hükümeti ABD ve İsrail’in uydusu gibi olduğu için aramız hiç iyi değildi. Ben Mısır’ın er ya da geç katılcağını düşünüyorum. İki ülke arasında yüzyıllara dayalı bir tarihi bağ var, bu kaçınılmaz.

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
916
1
17

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.