Beyaz fonda İbrahim Kalın’ın portresi, Türk bayrağı motifi ve Afganistan silüeti içindeki dağlarla mimari unsurları birleştiren kolaj.

MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Afganistan Ziyareti Ne Anlama Geliyor?

İbrahim Kalın’ın Kabil ve Kandahar temasları, İran savaşının ve Körfez’deki gerilimin gölgesinde gerçekleşti. Ankara, Afganistan’ın nabzını yoklayarak Pakistan’ın çevresinde yeni bir çatışmanın büyümesini önlemeye ve bölgesel ortaklıklarını korumaya mı çalışıyor?
Beyaz fonda İbrahim Kalın’ın portresi, Türk bayrağı motifi ve Afganistan silüeti içindeki dağlarla mimari unsurları birleştiren kolaj.

Orta Doğu ve Körfez’de bütün dikkatler saldırılara, ittifaklara ve enerji güzergâhlarına çevrilmişken, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Afganistan ziyareti daha geniş bir güvenlik hesabını gündeme getiriyor. İran’a, Pakistan’a ve Çin’e komşu olan bu ülke, farklı krizlerin birbirini etkileyebileceği hassas bir coğrafyada bulunuyor. Dolayısıyla Ankara’nın Kabil’de ne konuştuğu kadar, neden bu dönemde Kandahar’a da gittiği üzerinde durmak gerekiyor.

Ziyaretin açıklanan gündeminde güvenlik ve istihbarat iş birliği, terör, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticaretiyle mücadele var. Üstelik ABD-İsrail-İran savaşı da görüşmelerde ele alındı. Kalın’ın İstihbarat Başkanının yanı sıra ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı, Savunma ve İçişleri Bakanlarıyla görüşmesi, temasların kapsamını gösteriyor.

Kandahar durağı ise ziyaretin siyasi ağırlığını artırıyor. Kabil devlet kurumlarının merkezi olsa da Taliban lideri Hibetullah Ahundzade’nin bulunduğu Kandahar, yönetimin en önemli karar merkezlerinden biri.

Ankara’nın önceliği, krizler birbirini büyütmeden devreye girmek olabilir

Ziyaretin olası stratejik anlamını iki kavramla açıklamak mümkün: nabız yoklama ve ön alma. Türkiye’nin Taliban yönetimini resmen tanımadan temaslarını sürdürmesi de bu yaklaşımın diplomatik zeminini oluşturuyor. Ankara, Afganistan kaynaklı güvenlik sorunlarını ele almak ve bölgesel gelişmeleri değerlendirmek için bu kanalı açık tutuyor.

İlk boyut, İran savaşının doğudaki yansımalarını anlamak olabilir. Afganistan’ın İran’la sınırı, ticari ilişkileri ve insan hareketliliği, savaşın etkilerini değerlendirmek açısından önem taşıyor. Ankara, Taliban yönetiminin Tahran’la ilişkilerini, sınır güvenliğine dair kaygılarını ve olası göç baskısını doğrudan öğrenmek istemiş olabilir.

İkinci ve daha somut boyut Pakistan. İslamabad ile Kabil arasındaki güvenlik anlaşmazlığı çözülebilmiş değil. Pakistan, TTP’nin Afganistan topraklarından saldırılar düzenlediğini savunurken Taliban yönetimi bu örgüte sığınak sağladığı suçlamasını reddediyor. Türkiye ve Katar’ın 2025’te Doha ve İstanbul görüşmelerinde üstlendiği arabuluculuk rolü, Ankara’nın gerilimi sınırlama çabasının zaten bir geçmişi olduğunu gösteriyor.

Bu tabloya Hindistan’la yaşanan yeni gerilim de ekleniyor. Pakistan ve Hindistan’ın savaş gemilerinin 15 Eylül’de Umman Denizi’nde çarpışmasının ardından taraflar birbirlerini suçlayarak karşılıklı protestoda bulundu.

Bu doğrultuda, İbrahim Kalın’ın Afganistan ziyareti, Pakistan ve Afganistan arasında yeni bir tırmanmayı engellemek, yakın bir ortağın birden fazla çatışmaya sürüklenmesini önleme çabası olarak da değerlendirilebilir.

Üçüncü boyut, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Millî Savunma Bakanlığı, anlaşmanın hedefleri arasında bölgesel istikrara katkıyı ve krizlere karşı ortak hareket kapasitesini sayıyor. Böyle bir ortaklığın dayanıklılığı, üyelerin çevresindeki gerilimlerin yönetilebilmesine de bağlı. Bu nedenle Afganistan’ın Pakistan’a, İran’a ve Körfez’deki gelişmelere yaklaşımını birinci ağızdan öğrenmek, Ankara’nın yeni savunma iş birliğini sağlamlaştırma arayışıyla bağlantılı olabilir.

Orta Doğu ve Körfez’deki çatışmalara, Rusya-NATO hattında tırmanan güvenlik gerilimi de eşlik ediyor. Körfez’deki sevkiyat sorunları ile Rusya ve Orta Doğu’daki enerji altyapısına yönelik saldırılar, yakıt piyasaları üzerindeki baskıyı artırıyor. Enerji maliyetleri üzerinden taşımacılık, üretim ve hane bütçeleri aynı anda etkileniyor.

Türkiye’nin önemi tam da bu noktada daha da ortaya çıkıyor. NATO içindeki konumu, Rusya’yla iletişimi ve bölge ülkeleriyle kurduğu ilişkiler, Ankara’ya farklı krizlerde diplomatik girişim alanı açıyor.

Kalın’ın Afganistan temasları da bu açıdan okunmalı: Krizler birbirini beslerken, Türkiye yeni bir çatışma başlamadan devreye giriyor. Önümüzdeki asıl soru artık şu: Türkiye, dünyada artan bu diplomatik ağırlığını küresel enerji güvenliğini sağlayan ve yeni çatışmaların önünü kesen küresel bir güce dönüştürebilecek mi?

20
0
0

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
20
0
0

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.