Rakamlar şu: Türkiye’nin 2026 nominal GSYH’si 1,64 trilyon dolar. Peşinden 1,54 trilyon dolarla Endonezya geliyor. Üçüncü sırada da 1,39 trilyon dolarla Suudi Arabistan. Bu üçü dışında İslam coğrafyasında tek bir ekonomi bile trilyon dolar barajını aşamıyor. BAE 622 milyar, Malezya 516 milyar, Bangladeş 511 milyar dolarda kalıyor.
Ama asıl çarpıcı olan husus, Endonezya 280 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi. Suudi Arabistan ise dünyanın en büyük ve en verimli petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri. Türkiye’nin ne devasa bir nüfusu var ne de yer altında bir serveti. O zaman bu nasıl mümkün oldu?
Kısa cevap: Türkiye son on yılda imalat sanayisini ciddi biçimde geliştirdi, turizm gelirlerini rekor seviyelere taşıdı ve ihracat yelpazesini çeşitlendirdi. Hammadde ihracatına bağlı ekonomiler, küresel emtia fiyatları düştüğünde bedelini hemen öder. Türkiye o kırılganlığa daha az maruz kalıyor. Bu yapısal farkın GSYH rakamlarına yansıması uzun zaman aldı ama nihayet yansıdı.
Silah, Sondaj ve Diplomasi
Türkiye aynı anda üç farklı cephede pozisyon alıyor; bu üç cephe incelenmeden ekonomik liderliğin ne anlama geldiği tam olarak anlaşılamaz.
Birincisi savunma. Baykar, 2025’te 2,2 milyar dolarlık ihracat hacmiyle kendi rekorunu kırdı ve dünya İHA pazarında liderliğini korudu. Geçen hafta, ekonomik sıralamada geride bıraktığı ülkeye, Endonezya’ya, Bayraktar KIZILELMA insansız savaş uçağı için ilk ihracat sözleşmesini imzaladı. Savunma ve havacılık sanayii ihracatı toplamda 2025’te 10 milyar dolar sınırını geçti; bu, 2023’ün neredeyse iki katı.
İkinci cephe enerji. Türkiye yapısal olarak enerji ithalatçısı bir ülke; bu zafiyetin farkında ve bunu değiştirmeye çalışıyor. TPAO, Somali açıklarında sondaj çalışmalarını sürdürüyor. Libya’nın açık deniz sahalarında sismik araştırmalara 2026’da başlanacak. Pakistan’ın deniz ve kara sahalarında da arama anlaşmaları imzalandı. Exxon, Chevron, BP ve Shell gibi uluslararası devlerle iş birliği protokolleri art arda geldi. Bu enerji diplomasisi yalnızca yeni kaynak arayışından ibaret değil; aynı zamanda Türkiye’nin Afrika ve Orta Doğu’daki siyasi nüfuzunu güçlendiren stratejik bir araç işlevi de görüyor.
Üçüncü cephe ise diplomatik. Türkiye bugün NATO içerisindeki yükselişini sürdürürken Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile ilişkilerini güçlendiriyor, Körfez başkentleriyle bağlarını yeniliyor, Afrika’da askeri ve ekonomik varlığını artırıyor. İslam dünyasının en büyük ekonomisi unvanı, Ankara’nın bu masalardaki pazarlık gücünü somut biçimde artırıyor.
Avrupa Tökezlerken Türkiye Yükseliyor
Türkiye’nin bu yükselişinin zamanlaması da manidar.
Aynı dönemde Avrupa kıtasının köklü ekonomileri ağır bir yavaşlama içinde. Avro Bölgesi’nin motoru sayılan Almanya, 2025’i neredeyse sıfır büyümeyle kapattı; Ukrayna savaşının enerji maliyetlerine yansıması, ihracattaki gerileme ve otomotiv sektöründeki yapısal dönüşüm baskısı bir arada hissediliyor. Fransa’nın durumu da çok farklı değil: 2025’te yüzde 0,9 büyüyen ekonomide bütçe açığı AB sınırı olan yüzde 3’ün çok üzerinde seyrediyor, kamu borcu GSYH’nin yüzde 118’ine çıkma yolunda ve Moody’s ülkenin kredi not görünümünü ‘negatif’e çevirmiş durumda.
Bu tablo, orta vadeli projeksiyonlarda somut bir kayma anlamına geliyor. IMF verilerine göre Türkiye, 2026’da dünya ekonomileri sıralamasında 16. sırada yer alıyor. Ayrıca Türkiye yüzde 3,4 büyürken Almanya’nın yüzde 0,8, Fransa’nın yüzde 0,9, İtalya’nın ise yüzde 0,5, İspanya’nın ise yüzde 2,1 büyümesi öngörülüyor. Mevcut sıralamada hem Almanya hem Fransa şu anda Türkiye’nin çok önünde. Öte yandan halihazırdaki ekonomik ivme korunursa Türkiye’nin önümüzdeki on yılda İspanya, Hollanda ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinin önüne geçmesi pekâlâ mümkün.
Hammadde ve nüfusla değil, sanayi ve üretim kapasitesiyle kurulan bu liderlik, sürdürüldüğü sürece daha sağlam bir zemine oturuyor demektir. Şayet enflasyon, kur oynaklığı, yapısal reformların gecikmesi gibi sebeplerle sürdürülemezse, nominal GSYH rakamları bir sonraki IMF güncellemesinde sessizce geriye düşebilir.
Türkiye’nin önünde hem tarihi bir fırsat hem de ağır bir sınav var. IMF, enerji fiyatlarındaki oynaklığı gerekçe göstererek Türkiye’nin bu yıl için reel büyüme tahminini yüzde 4,2’den yüzde 3,4’e indirdi.
Başka bir ifadeyle, tablo henüz kesinleşmiş değil. Ancak şimdiden açık olan bir gerçek var: Türkiye’nin Müslüman dünyanın en büyük ekonomisi konumuna yükselmesi, hem bölgesel ekonomi hem de jeopolitik dengeler açısından önemli bir değişime işaret ediyor.