Netanyahu Türkiye’yi Neden Hedefe Koydu?

Netanyahu Türkiye’yi Neden Hedefe Koydu?

Binyamin Netanyahu seçimlere bir kez daha İsraillilerin deyimiyle “Bay Güvenlik” kimliğiyle gitmeye hazırlanıyor. Bu kez seçim kampanyasının merkezine İran’ın yanına Türkiye’yi de yerleştirmiş durumda.

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim elbette yalnızca Netanyahu’nun ürettiği yapay bir anlatı değil. Gazze’de yaşananların ardından Türkiye’de İsrail’e yönelik tepki çok daha geniş bir toplumsal tabana yayıldı. Ankara’nın sert söylemi, diplomatik ilişkilerdeki kopuş ve bölgesel çıkar çatışmaları da iki ülke arasındaki mesafeyi büyüttü.

Netanyahu ise bu tabloyu yatıştırmak yerine siyasi malzemeye dönüştürmeye çalışıyor.

Donald Trump’ın Türkiye’ye yeniden F-35 satılabileceğini açıklamasının ardından Amerikan televizyonlarına çıkan Netanyahu, böyle bir adımın Orta Doğu’daki güç dengesini altüst edeceğini savundu.

Aslında sözünü ettiği denge, İsrail’in bölgedeki hava üstünlüğünün korunması. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii, Suriye’den Somali’ye uzanan askerî varlığı ve bölgesel etkisi İsrail’de gerçek bir kaygı yaratıyor. İran’ın zayıflamasıyla oluşabilecek boşlukta Türkiye’nin daha güçlü bir aktöre dönüşmesi ihtimali de İsrail güvenlik çevrelerinde giderek daha fazla tartışılıyor.

Ancak Netanyahu, stratejik bir rekabeti seçim kampanyasının merkezine taşıyor.

İsrail’in 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıması, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askerî iş birliğini derinleştirmesi, Washington’daki Türkiye karşıtı çevreleri aynı çizgide buluşturmaya çalışması ve Somaliland üzerinden Afrika Boynuzu’nda yeni bir alan açması, Ankara’nın hareket alanını daraltmaya yönelik daha geniş bir siyasetin parçaları.

Bu hamlelerde dış politika boyutu kadar Netanyahu’nun iç siyasi hesabı da önemli.

İsrail seçimlere yaklaşıyor. Netanyahu, 7 Ekim saldırılarını önleyememiş, Gazze savaşını sona erdirememiş, rehineleri geri getirememiş ve ülkeyi giderek daha fazla yalnızlaştırmış bir lider olarak seçmenin karşısına çıkacak. Güvenlik sicili ağır biçimde tartışılırken yeniden “İsrail’i yalnızca ben koruyabilirim” mesajına ihtiyaç duyuyor.

Haaretz’in dikkat çektiği nokta da tam olarak bu: Netanyahu, Türkiye’yi İsrail’in yeni stratejik düşmanı olarak öne çıkararak kendisini yeniden vazgeçilmez güvenlik lideri konumuna taşımaya çalışıyor. Foreign Policy de Türkiye kaynaklı kaygıların tümüyle temelsiz olmadığını, ancak tehdidin seçim siyaseti uğruna bilinçli biçimde büyütüldüğünü belirtiyor.

Mesele, Türkiye ile İsrail arasında sorun bulunup bulunmaması değil. Sorunlar gerçek, karşılıklı güvensizlik derin ve bölgesel rekabet giderek sertleşiyor.

Asıl mesele, Netanyahu’nun bu gerilimi yönetmek yerine koltuğunu korumak için tırmandırması. Türkiye bugün Netanyahu açısından yalnızca stratejik bir rakip değil, aynı zamanda seçim kampanyasında kullanılabilecek güçlü bir korku unsuru. Bu siyaset kısa vadede oy getirebilir. Ancak iç politikada büyütülen her tehdit anlatısı, dış politikada kontrol edilmesi güç sonuçlar doğurabilir.

308
1
3

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Türkiye’nin, Türk Milleti’nin ve İslâm’ın en büyük düşmanı kimdir diye sorulsa cevabı belli değil midir? İran-Malum Şey düşman olmadan varlıklarını sürdüremezler. Malum Şey sıkıştığı zaman İran devreye giriyor. İran sıkışınca da Malum Şey devreye giriyor. ABD’nin, İran’ın, Malum Şey’in en büyük düşmanı biziz/Türkiye’dir. Ama hesap etmedikleri nokta şu:Türkler 100 yıldır bu coğrafyada yok. Sadece Osmanlı 400 sene yönetti. Ondan önceki Türk-İslam Devletleri deseniz yıl olarak binlerce yıla denk geliyor. Akıl, İrade, İrfân Türk Devleti’nde yok zannetmesinler. Binlerce yıllık Türk Devlet Geleneği hepsini sevgi pıtırcığı yapar. Akıllı akıllı yaşamak varken, neden düşmanlık olsun ki? 😊😊

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
308
1
3

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.