ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılan ve 107 günlük savaşı sona erdiren anlaşmayı Versay Sarayı’nda imzaladı. İlk bakışta bu tercih son derece doğal görünüyor. Dünyanın en ünlü saraylarından biri, büyük bir diplomatik anlaşma ve liderlerin zafer pozları…
Ama Versay sıradan bir mekân değil.
Versay, modern tarihin en tartışmalı anlaşmalarından birinin imzalandığı yer. 1919’da Almanya burada masaya oturtuldu, ağır tavizler vermek zorunda bırakıldı ve savaşı resmen kaybeden taraf olarak tarihe geçti. O gün imzalanan anlaşma Avrupa’ya kalıcı bir barış getirmedi. Aksine, birçok tarihçinin görüşüne göre İkinci Dünya Savaşı’nın psikolojik ve siyasi temellerini attı.
Bu yüzden Versay denildiğinde birçok kişinin aklına zaferden çok mağlubiyet gelir.
Tam da bu nedenle insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Trump neden Versay’daydı?
Daha doğrusu, neden özellikle Versay seçildi?
Elbette bunun diplomatik ve protokol gerekçeleri olabilir. Ancak uluslararası siyasette semboller bazen metinlerin kendisinden daha güçlüdür. Hele ki söz konusu olan Fransa ve Emmanuel Macron ise…
Macron’un Avrupa tarihinin en yüklü sembollerinden birini rastgele seçtiğine inanmak güç. Bu nedenle Versay tercihini yalnızca estetik bir fon olarak görmek eksik kalabilir.
Çünkü ortaya ilginç bir görüntü çıkıyor.
Trump, kamuoyuna büyük bir diplomatik zafer olarak sunduğu anlaşmayı, tarihte taviz veren ve geri adım atan tarafın hafızalara kazındığı bir mekânda imzalıyor.
İran yönetimi anlaşmayı kendi başarısı olarak anlatıyor.
Washington bunu bir zafer olarak sunuyor.
Ancak Versay’ın tarihi hafızası bambaşka bir hikâye fısıldıyor.
Belki de asıl mesaj İran’a değil, Trump’a yönelikti.
Belki de verilen sembolik mesaj şuydu:
“Bu anlaşmayı zafer olarak sunabilirsiniz. Ama tarih, bazen aynı fikirde olmayabilir.”
Sonuçta savaşın sonunda İran’ın nükleer programına ilişkin bazı kısıtlamalar kabul ettiği doğru. Ancak Washington da çatışmayı sonlandırmak, yaptırımlarda esneklik göstermek ve müzakere masasına dönmek zorunda kaldı. Başka bir ifadeyle, ortada mutlak bir zaferden çok karşılıklı tavizlerin şekillendirdiği bir uzlaşma bulunuyor.
Ve tam da bu nedenle Versay seçimi dikkat çekiyor.
Çünkü 1919’da o salonda oturanlar da tarihin kendilerini galip olarak yazacağını düşünüyordu.
Tarih ise yıllar sonra bambaşka bir hüküm verdi.
Belki bugünkü anlaşma gerçekten Orta Doğu’da yeni bir istikrar döneminin başlangıcı olacak.
Belki de yıllar sonra dönüp bakıldığında herkesin kazandığını düşündüğü bir gün olarak değil, farklı bir sürecin başlangıcı olarak hatırlanacak.
Kesin olan tek şey şu:
Versay’da imza atmak zafer ilan etmeye yetmez; o imzanın gerçek anlamına eninde sonunda tarih karar verir.