AB bayrakları, Ukrayna, Moldova, Arnavutluk ve Karadağ’ın Avrupa Birliği’ne ilerleyişini simgeleyen açık kapı ile zincirlerle kapatılmış Türkiye kapısını gösteren siyasi kolaj.

AB’nin “Süper Salı”sı Kimin İçin Süper?

Avrupa Birliği, 14 Temmuz’u genişleme politikası açısından “Süper Salı” ilan etti. Ukrayna, Moldova, Arnavutluk ve Karadağ için aynı gün dört ayrı üyelik konferansı düzenlendi. Arnavutluk ilk müzakere başlıklarını kapatırken Karadağ üyelik sürecinin son aşamasına biraz daha yaklaştı. Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne katılım yolunda ilerlemesi de Brüksel tarafından tarihî bir gelişme olarak sunuldu.

Bu tabloya yalnızca söz konusu ülkelerden bakıldığında gerçekten önemli bir gün yaşandığı söylenebilir. Ancak Türkiye’den bakıldığında aynı gün, Avrupa Birliği’nin genişleme politikasındaki çifte standardı bir kez daha görünür hâle getiriyor.

Çünkü asıl soru şu: AB’nin “Süper Salı”sı gerçekten herkes için mi süper?

Türkiye’nin Avrupa yolculuğu bugün üyelik müzakereleri yürüten ülkelerin tamamından daha eskiye dayanıyor. Ankara, 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na başvurdu. 1963’te Ankara Anlaşması imzalandı. Türkiye 1987’de tam üyelik başvurusunda bulundu, 1999’da aday ülke ilan edildi ve müzakereler 2005’te başladı.

Aradan geçen onlarca yıla rağmen Türkiye hâlâ Avrupa Birliği’nin kapısında bekliyor. Üstelik bu bekleyiş teknik bir sürecin sonucu olmaktan çoktan çıktı. Müzakere başlıklarının önemli bir bölümü siyasi gerekçelerle bloke edildi, üyelik görüşmeleri fiilen durduruldu ve Türkiye’ye açık bir gelecek perspektifi sunulmadı.

Ukrayna savaşın içinde olmasına, sınırları ve ekonomik geleceği konusunda büyük belirsizlikler taşımasına rağmen AB üyeliği yolunda hızla ilerletiliyor. Bunun nedeni yalnızca reformlar değil. Brüksel, Ukrayna’nın üyeliğini Rusya’ya karşı yürüttüğü jeopolitik mücadelenin bir parçası olarak görüyor.

Başka bir ifadeyle Avrupa Birliği, siyasi irade gösterdiğinde teknik ve ekonomik engellerin aşılabileceğini kanıtlıyor.

Türkiye söz konusu olduğunda ise aynı siyasi irade ortadan kayboluyor.

Oysa Türkiye, Avrupa güvenliğinin dışında yer alan sıradan bir aday ülke değil. NATO’nun en büyük ordularından birine sahip. Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de Avrupa’yı doğrudan etkileyen krizlerin merkezinde bulunuyor. Göç, enerji, ticaret, savunma ve terörle mücadele gibi alanlarda Avrupa’nın Türkiye ile iş birliği yapmadan etkili bir politika geliştirmesi mümkün değil.

Avrupa Birliği ihtiyaç duyduğunda Türkiye’yi stratejik ortak olarak tanımlıyor. Göç yollarının kontrol edilmesi gerektiğinde Ankara’nın kapısını çalıyor. Avrupa’nın güvenliği tehdit edildiğinde Türkiye’nin askerî gücünü hatırlıyor. Enerji güzergâhları gündeme geldiğinde Türkiye’nin coğrafi konumuna vurgu yapıyor.

Fakat üyelik konusu açıldığında Türkiye yeniden bekleme salonuna gönderiliyor.

Bu yaklaşımın adı ortaklık değil, seçici iş birliğidir. Türkiye’den Avrupa’nın güvenlik ve siyasi yükünü paylaşması isteniyor ancak Avrupa’nın karar mekanizmalarına katılması istenmiyor.

“Süper Salı” bu nedenle yalnızca AB’nin genişleme politikasındaki ilerlemeyi değil, bu politikanın ne kadar siyasi ve seçici hâle geldiğini de gösteriyor. Ukrayna ve Moldova için yeni yollar açılırken Türkiye’nin önüne sürekli yeni engeller çıkarılması, üyelik sürecinin yalnızca kriterlerle açıklanamayacağını ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği elbette hangi ülkeyi ne zaman üye yapacağına karar verme hakkına sahip. Ancak aynı zamanda aday ülkelere adil, tutarlı ve öngörülebilir davranmak zorunda. Türkiye’ye onlarca yıl boyunca adaylık perspektifi verip ardından süreci siyasi gerekçelerle belirsizliğe terk etmek, AB’nin güvenilirliğine zarar veriyor.

Brüksel’in 14 Temmuz’u “Süper Salı” olarak kutlaması dört aday ülke açısından anlamlı olabilir. Türkiye açısından ise bu gün, eski bir gerçeğin yeniden hatırlanmasından ibaret:

Avrupa Birliği’nin genişleme kapısı kapalı değil. Sadece Türkiye söz konusu olduğunda kapının önüne sürekli yeni kilitler ekleniyor.

411
2
7

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

2 Yorum
Eskiler
En Yeniler

AB’nin yıkılması, çökmesi kendi topuğuna sıkarak gerçekleşecek. AB Ekonomik bir topluluk gibi görünüyoe dışarıdan bakıldığında ama öyle değil. Tek bir ülke. Ordusu yok, güvenlik alanında sıkıntılar yaşıyor(göç alıyor),Savunma Sanayisi Türkiye’nin kat be kat altında. Buna rağmen Türkiye’yi almamak için her türlü yolu deniyor AB. Amannn almazsanız almayın. Türkiye size muhtaç değil. Siz Türkiye’ye muhtaçsınız. Türkiye’nin alternatifleri var ama AB olarak sizin yok. Türkiye’nin Savunma Sanayi alanında geldiği noktaya siz 30-50 yıl arası dönemde ancak gelirsiniz. Kapınız Ruslar har har ediyor. Ve siz AB olarak halâ akıllanmıyorsunuz. Türkiye Turan’ı kurar+İslam NATO’sunu da kurar. Siz bakakalırsınız.🤷‍♂️🤷‍♂️

Hayırlı bereketli günler Öznur bacım nasılsın şaşırdık mı hayır AB’nin iki yüzlülüğü kimi istiyorlarsa alsınlar biz birliğe girmesekte olur zaten az kaldı 2030’lu yıllarda Avrupa Birliği dağılacak inşallah bırakalım kendi kendilerini yaldızlamaya devam etsinler
Kalemine kuvvet ilmine bereket kurban olduğum Allah’ıma (c.c.) emanet ol

Last edited 2 saat önce by Cemaleddin DELİ
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
411
2
7

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.