Avrupa’nın Güvenlik Krizi Türkiye’yi Vazgeçilmez Kılıyor

Avrupa’nın Güvenlik Krizi Türkiye’yi Vazgeçilmez Kılıyor

Fransa’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından IRIS’te yayımlanan yeni bir analiz, Avrupa Birliği’nin savunma alanındaki yapısal yetersizlikleri karşısında Türkiye’nin artık yalnızca bir komşu veya NATO müttefiki olarak değil, potansiyel bir stratejik ortak olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Avrupa’nın Güvenlik Krizi Türkiye’yi Vazgeçilmez Kılıyor

IRIS’te araştırmacı Patrice Moyeuvre tarafından kaleme alınan analiz, son yıllarda Avrupa’da Türkiye’ye ilişkin algının değişmeye başladığını gösteriyor. Türkiye, uzun yıllar boyunca Avrupa başkentlerinde daha çok siyasi krizler, AB üyelik süreci, göç meselesi ve Doğu Akdeniz’deki gerilimler üzerinden değerlendirildi. Ancak Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’nın öncelikleri değişti. Bugün Avrupa açısından aciliyet, Türkiye’yi dışarıda tutmak değil, kıtanın güvenliğini ayakta tutabilmek.

Avrupa Birliği, kısa ve orta vadede kendi savunma ihtiyaçlarını tamamen kendi imkânlarıyla karşılayabilecek durumda değil. Avrupa’nın mühimmata, insansız hava araçlarına, hava savunma sistemlerine, zırhlı araçlara, deniz platformlarına ve hızlı üretim kapasitesine ihtiyacı var. Türkiye ise bu alanların önemli bir bölümünde son yıllarda ciddi bir kapasite geliştirmiş durumda.

Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa için stratejik ortak olup olamayacağı sorusu artık teorik bir tartışma olmaktan çıkıyor. Ukrayna savaşı, Rusya tehdidi, ABD’nin Avrupa güvenliğindeki rolüne dair belirsizlikler ve AB’nin savunma sanayiindeki yapısal eksiklikleri dikkate alındığında, Türkiye Avrupa güvenlik mimarisinin giderek daha vazgeçilmez bir parçasına dönüşüyor.

Avrupa’nın Zamanı Yok: Türkiye Acil Savunma Açığını Kapatabilecek Nadir Aktörlerden Biri

IRIS analizinin en dikkat çekici tespitlerinden biri, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu güvenlik tehdidinin uzun vadeli teorik planlardan çok, kısa vadeli somut çözümler gerektirdiği yönünde. Avrupa Birliği’nin savunma sanayii süreçleri, yavaş ve bürokratik yapısı nedeniyle acil güvenlik ihtiyaçlarına hızlı yanıt veremiyor. Buna bir de AB içindeki müttefiklerin farklı çıkarları, sanayi rekabeti ve stratejik öncelik ayrılıkları ekleniyor.

Nitekim Avrupa’nın en iddialı savunma projelerinden biri olarak görülen FCAS/SCAF savaş uçağı programının Fransa, Almanya ve İspanya arasındaki liderlik ve sanayi paylaşımı anlaşmazlıkları nedeniyle fiilen akamete uğraması, bu yapısal sorunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Avrupa ortak savunma hedefinden söz etse de, büyük projelerde karar alma süreçleri çoğu zaman ulusal çıkar çatışmalarına takılıyor.

Avrupa’nın Güvenlik Krizi Türkiye’yi Vazgeçilmez Kılıyor
Avrupa’nın en iddialı savunma projelerinden biri olarak görülen FCAS/SCAF savaş uçağı programı, Fransa, Almanya ve İspanya arasındaki liderlik ve sanayi paylaşımı anlaşmazlıkları nedeniyle fiilen askıya alındı.

Türkiye ise birçok alanda daha hızlı, daha esnek ve daha düşük maliyetli çözümler sunabiliyor. Bu nedenle Ankara’nın Avrupa için önemi yalnızca savunma kapasitesinden değil, aynı zamanda karar alma ve üretim süreçlerindeki çevikliğinden de kaynaklanıyor.

Ukrayna savaşının dördüncü yılına girildiği bir dönemde Avrupa’nın en büyük sorunu yalnızca ileri teknoloji geliştirmek değil, aynı zamanda yeterli ölçekte ve yeterli hızda üretim yapabilmek. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada “Rusya’nın üç ayda tüm NATO’nun bir yılda ürettiği kadar mühimmat ürettiğini” belirterek bu üretim açığının boyutuna dikkat çekmişti. Mühimmat, topçu sistemleri, insansız hava araçları, taktik zırhlılar, hava savunma unsurları ve konvansiyonel sistemlerde üretim kapasitesi artık başlı başına stratejik bir güç hâline geldi.

Mühimmat açısından bakıldığında, Rusya üç ayda tüm NATO’nun bir yılda ürettiği kadar mühimmat üretiyor.

—NATO Genel Sekreteri Mark Rutte

Türkiye’nin savunma sanayii ekosistemi bu açıdan Avrupa için önemli bir seçenek sunuyor. Türk savunma sanayii bugün İHA/SİHA teknolojilerinden elektronik harp sistemlerine, zırhlı araçlardan deniz platformlarına, mühimmattan hava savunma çözümlerine kadar geniş bir yelpazede üretim kapasitesi geliştirdi. Üstelik bu kapasite yalnızca kâğıt üzerinde değil, sahada test edilmiş sistemler üzerinden kendini gösteriyor.

Avrupa’nın Türkiye’ye yönelmesinin nedeni yalnızca Türkiye’nin güçlenmesi değil. Asıl neden, Avrupa’nın kendi kapasite eksikliğinin artık daha görünür hâle gelmesi. Avrupa yıllarca güvenliğini büyük ölçüde ABD şemsiyesi altında kurguladı. Ancak Ukrayna savaşı, Donald Trump’ın NATO’ya ilişkin söylemleri ve Rusya’nın uzun süreli yıpratma savaşı stratejisi, Avrupa’ya kendi savunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini gösterdi.

Fakat bu kapasite kısa sürede inşa edilemiyor. Savunma sanayii yalnızca bütçe meselesi değil; üretim hattı, insan kaynağı, teknoloji birikimi, tedarik zinciri ve siyasi irade gerektiriyor. Avrupa’nın bu alanlarda hızlı ilerlemesi zor. Türkiye ise tam da bu boşlukta, Avrupa’nın acil savunma açığını kapatabilecek nadir bölgesel güçlerden biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye Avrupa Savunma Sisteminin Dışında Değil, Zaten İçinde

IRIS analizinde öne çıkan ikinci önemli tez, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine yabancı bir aktör olmadığı yönünde. Türkiye uzun yıllardır NATO üyesi olarak Avrupa savunmasının zaten bir parçası. Bundan da öte, geçmişte Batı Avrupa Silahlanma Örgütü’nden OCCAR projelerine, Horizon Europe programlarından Avrupa hava ve deniz kuvvetleri platformlarına kadar birçok Avrupa mekanizmasıyla temas içinde oldu.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler de bu fiilî entegrasyonun devam ettiğini gösteriyor. Almanya’nın Türkiye’yi Avrupa Hava Kalkanı girişimine dahil etmesi, İngiltere’nin Ankara ile savunma sanayii iş birliklerini derinleştirmesi, İtalya’nın Baykar-Leonardo ekseninde yeni bir ortaklık modeli geliştirmesi ve Polonya’nın Türk savunma sanayiine yönelmesi tesadüf değil.

Bu tablo önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Avrupa’da siyasi düzeyde Türkiye’ye yönelik mesafeli yaklaşım devam etse bile, güvenlik bürokrasileri ve savunma sanayileri düzeyinde Türkiye’nin Avrupa güvenlik sistemine entegrasyonu zaten ilerliyor.

Dolayısıyla bugün tartışılan mesele Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine dahil olup olmayacağı değil. Türkiye zaten bu mimarinin içinde yer alıyor. Asıl mesele, bu fiilî entegrasyonun siyasi ve kurumsal bir çerçeveye kavuşup kavuşmayacağı.

Avrupa açısından Türkiye; Karadeniz güvenliği, Rusya’nın çevrelenmesi, Ukrayna’ya verilen destek, Orta Doğu kaynaklı krizler, göç yönetimi, enerji güvenliği ve savunma sanayii tedarik zincirleri bakımından dışarıda tutulabilecek bir aktör olmaktan çıktı.

Ancak burada temel bir çelişki var. Avrupa, Türkiye’nin güvenlik kapasitesine ihtiyaç duyuyor; fakat Türkiye’yi karar alma mekanizmalarına tam anlamıyla dahil etme konusunda hâlâ siyasi tereddütler yaşıyor. Bu çelişki, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin önümüzdeki dönemdeki en kritik gerilim alanlarından biri olacak.

SAFE, Türkiyesiz Eksik Kalır

Avrupa Birliği’nin savunma kapasitesini hızla artırmak amacıyla oluşturduğu SAFE programı, Türkiye-Avrupa savunma ilişkilerindeki bu çelişkiyi somutlaştıran en önemli mekanizmalardan biri.

Security Action for Europe, yani SAFE, AB’nin savunma alanındaki acil ihtiyaçlarını karşılamak, ortak tedariki hızlandırmak ve Avrupa savunma sanayiini güçlendirmek için oluşturulan 150 milyar avroluk bir kredi mekanizması. Program; mühimmat, füze sistemleri, hava ve füze savunması, insansız hava araçları, deniz kabiliyetleri, siber güvenlik, yapay zekâ ve elektronik harp gibi alanlara odaklanıyor.

Bu alanların büyük bölümü, Türkiye’nin son yıllarda ciddi ilerleme kaydettiği savunma başlıklarıyla doğrudan örtüşüyor. Türk savunma sanayii bugün Avrupa’nın acil ihtiyaç duyduğu birçok alanda üretim, ihracat ve operasyonel tecrübe kapasitesine sahip. Bu nedenle SAFE programının Türkiye’yi dışarıda bırakan dar bir Avrupa savunma anlayışıyla yürütülmesi, programın stratejik etkisini sınırlar.

Avrupa sütununun gelişiminde söz sahibi ülkelerden biri olarak kıtadaki tüm savunma ve güvenlik girişimlerine dâhil olma iradesine sahibiz. Avrupa Birliği tarafından açıklanan savunma ve güvenlik girişimlerine Türkiye’nin dâhil edilmesi konusunda siz parlamenterlerin yakın ilgi ve desteğini bekliyoruz. Türkiye’nin savunma alanında sahip olduğu kapasiteyi dar siyasi çıkarlar nedeniyle dışlamanın kimseye faydası yoktur. Bu noktada ittifak çapında Teksas’tan Ankara’ya uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız.

—Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

SAFE yalnızca AB içi bir finansman aracı olarak görülürse, Avrupa’nın savunma açığını kapatma kapasitesi sınırlı kalır. Çünkü Avrupa’nın sorunu yalnızca para eksikliği değil. Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu temel sorun, hızlı üretilebilen ve sahada etkinliği kanıtlanmış savunma çözümlerine duyulan ihtiyaç. Türkiye tam da bu noktada devreye girebilecek bir aktör.

Bu yüzden SAFE, Türkiye açısından yalnızca bir programa katılım meselesi değil. Aynı zamanda Avrupa’nın Türkiye’yi nasıl konumlandırdığını gösteren stratejik bir test. Avrupa Türkiye’yi sadece dışarıdan malzeme alınacak bir tedarikçi olarak görürse, ilişki sınırlı kalır. Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi SAFE gibi mekanizmalar üzerinden Avrupa güvenlik mimarisine daha kurumsal biçimde dahil edilirse, bu durum Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir.

Ankara açısından ise mesele yalnızca Avrupa projelerine dahil olmak değil. Türkiye’nin bu mekanizmalara hangi statüyle, hangi haklarla ve hangi stratejik karşılıklarla dahil olacağı belirleyici olacak. Türkiye, Avrupa’nın savunma açığını kapatan ama karar süreçlerinde yer almayan ikincil bir aktör konumuna indirgenemez.

Türkiye’nin Avrupa güvenliğine sunabileceği katkı açık. Ancak bu katkının tek taraflı bir ihtiyaç ilişkisine dönüşmesi Ankara açısından kabul edilemez. Türkiye, Avrupa güvenliğine katkı sağlayacaksa, bu katkı daha dengeli, daha kurumsal ve daha eşitlikçi bir ortaklık çerçevesinde ele alınmalı.

SAFE’in Türkiye açısından önemi tam da burada yatıyor. Bu program, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik gerçek yaklaşımını gösterecek. Avrupa Türkiye’yi yalnızca kriz zamanlarında ihtiyaç duyulan bir savunma üreticisi olarak mı görecek, yoksa Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez stratejik ortaklarından biri olarak mı kabul edecek?

Bu soruya verilecek olan cevap, önümüzdeki dönemde Türkiye-AB ilişkilerinin de seyrini belirleyecek.

366
0
44

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
366
0
44

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.