"Değişen Ankara’nın Politikası Değil, Stratejik Değeri"

"Değişen Ankara’nın Politikası Değil, Stratejik Değeri"

Le Monde diplomatique’te yayımlanan “Türkiye’nin Kazançlı Çıktığı Güç Mücadelesi” başlıklı yazıda, Ankara’nın son dönemde Batı başkentlerinde yeniden önem kazanmasının nedeni son derece çarpıcı bir cümleyle özetleniyor: “Değişen Ankara’nın politikası değil, stratejik değeri oldu.”

Bu tespit, Türkiye ile Batı arasındaki ilişkilerde yaşanan dönüşümü anlamak açısından oldukça önemli. Çünkü bugün Washington’ın F-35 dosyasını yeniden açması, Avrupa’nın Türk savunma sanayisine artan ilgisi ve NATO içinde Ankara’ya daha fazla alan tanınması, Türkiye’nin dış politika çizgisini değiştirmesinden kaynaklanmıyor. Değişen, uluslararası sistemin ihtiyaçları ve Türkiye’nin bu sistem içindeki ağırlığı.

Nitekim Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği çizgide köklü bir değişiklik yok: Müttefikleriyle gerektiğinde güç mücadelesine giriyor, Moskova’yla diyaloğunu sürdürüyor ve Suriye’deki yeni yönetime destek veriyor.

Türkiye uzun süredir Batı ile ilişkilerini koşulsuz bir bağlılık üzerinden değil, çıkarların kesiştiği alanlarda iş birliği, ayrıştığı noktalarda ise pazarlık ve direnç üzerinden yürütüyor. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile temasını koparmadı. Avrupa Birliği’yle ilişkilerini sürdürürken Brüksel’in kendisine biçtiği sınırlı rolü kabul etmedi. Orta Doğu’da, Kafkasya’da, Afrika’da ve Doğu Akdeniz’de kendi önceliklerine göre hareket etti.

Bu politika geçmişte Batı’da “eksen kayması”, “güvenilmez müttefik” veya “yalnızlaşma” gibi kavramlarla eleştiriliyordu. Bugün ise aynı çizgi, stratejik özerklik ve çok yönlü diplomasi olarak yeniden okunmaya başlanıyor.

“Ukrayna savaşı, Avrupa’nın yeniden silahlanma süreci ve İran’la yaşanan gerilim, Türkiye’nin önemini daha da artırdı. Boğazlar üzerinden Karadeniz’e geçişi kontrol ediyor, Türk insansız hava araçları farklı cephelerde kullanılıyor, savunma sanayisi ise yeniden silahlanmaya çalışan Avrupa’nın giderek daha fazla ilgisini çekiyor. Her yeni kriz, Ankara’nın pazarlık gücünü biraz daha yükseltiyor” diyor Le Monde diplomatique.

Türkiye artık yalnızca coğrafi konumuyla değerli bir ülke değil. Askerî kapasitesi, savunma üretimi, diplomatik erişimi ve kriz bölgelerinde sahaya inebilme yeteneğiyle de vazgeçilmez hâle geliyor. Avrupa’nın mühimmata, insansız hava araçlarına ve hızlı üretim kapasitesine ihtiyaç duyduğu bir dönemde Türkiye’nin savunma sanayisi göz ardı edilemiyor. Karadeniz güvenliği konuşulurken Boğazları kontrol eden Ankara dışarıda bırakılamıyor. Suriye’nin geleceği, Kafkasya’daki dengeler veya Orta Doğu’daki yeni güç mücadeleleri tartışılırken Türkiye’nin hesaba katılmaması mümkün görünmüyor.

Batı’nın Türkiye’ye yönelik tavrındaki değişim, bu nedenle bir değerler yakınlaşmasından çok, zorunlu bir gerçekçilikten kaynaklanıyor. Ankara, Batı’nın istediği çizgiye gelmedi; Batı, Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü çizginin yarattığı stratejik sonuçlarla yüzleşmek zorunda kaldı.

Özetle Ankara aynı Ankara. Değişen, dünyanın Ankara’ya artık ne kadar ihtiyaç duyduğu.

339
0
5

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
339
0
5

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.