Moskova Yanarken, Kremlin Rotayı Ankara'ya Çevirdi

Moskova Yanarken, Kremlin Rotayı Ankara'ya Çevirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi’nden hemen önce 16-17 Haziran’da Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Rusya Devlet Başkanı Putin, Hakan Fidan’ı her karşılayışında onu Devlet Başkanı protokolüyle ağırlıyor.

Normal şartlarda Putin bir dışişleri bakanını bu kadar kolay kabul etmez. Üstelik Hakan Fidan’ı Kazan’da ağırlaması, onunla bizzat görüşmesi ve ardından Fidan’ın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu’yla ayrı ayrı temaslarda bulunması, bu ziyaretin sıradan bir diplomatik temas olmadığını gösteriyor.

Burada verilen mesaj yalnızca Türkiye’ye değil, Batı’ya da yönelik: Rusya, Ankara ile ilişkilerine her zamankinden daha fazla önem veriyor.

Bunu anlamak için çok da geriye gitmeye gerek yok. Yıllar önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uzun süre bekletip diplomatik protokolü bilerek ihlal eden Putin’di. Küçük gibi görünen bu jest aslında Kremlin’in güç gösterisinin bir parçasıydı. Erdoğan da daha sonra Putin’i bekleterek aynı dilden cevap verdi. İki lider de sembollerin ve protokolün uluslararası siyasette ne anlama geldiğini iyi bilir.

Bugün ise farklı bir tablo görüyoruz. Putin’in Hakan Fidan’ı kabul ederken iki ülke ilişkilerinin “dostane bir nitelik taşıdığını” özellikle vurgulaması ve görüşmeye verdiği önem, başlı başına sembolik bir anlam taşıyor. Uluslararası siyasette protokol değişiyorsa, çoğu zaman güç dengeleri de değişiyor demektir.

Bu yakınlaşmanın kişisel bir boyutu da bulunuyor. Lavrov’un Fidan için kullandığı “Türkiye’nin istihbarat teşkilatının başında bulunmuş bir isim, çok sayıda tanıdığı ve büyük bir tecrübesi var” sözleri dikkat çekiciydi. İstihbarat geçmişine sahip iki isim olan Putin ve Fidan, az konuşarak çok şey anlatmaya ve satır aralarındaki mesajları doğrudan okumaya dayalı benzer bir diplomatik kültürü paylaşıyor.

Bu tür kişisel güven ilişkileri, resmi kanalların zorlandığı dönemlerde daha da önemli hâle gelir. Ve bugün tam olarak böyle bir dönemden geçiyoruz.

Peki Rusya neden Türkiye’ye bu kadar ihtiyaç duyuyor?

Çünkü Moskova son derece karmaşık bir jeopolitik tabloyla karşı karşıya. G7 ülkeleri Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı artırmanın yollarını tartışıyor; Avrupa Birliği yeni yaptırım paketleri hazırlıyor; savaşın maliyeti ise giderek yükseliyor. Böyle bir ortamda Kremlin için Batı ile konuşabilen güvenilir aktörlerin sayısı oldukça azalmış durumda.

Bu noktada Türkiye benzersiz bir konuma sahip. Ankara hem NATO üyesi hem de Moskova ile doğrudan iletişim kanallarını açık tutabilen nadir başkentlerden biri. Suriye’de, Libya’da, Kafkasya’da ve zaman zaman Orta Asya’da çıkarları çatışsa da iki taraf ilişkilerini koparmamayı başardı. Çünkü her iki taraf da karşılıklı bağımlılığın farkında.

Rusya açısından Türkiye yalnızca ekonomik bir ortak değil; aynı zamanda diplomatik nefes borusu niteliğinde. Enerji ticaretinden turizme, tahıl koridorundan bölgesel krizlerin yönetimine kadar birçok başlıkta Ankara ile iş birliği Moskova için stratejik önem taşıyor.

Tam da bu süreçte Ukrayna, savaşın en dikkat çekici saldırılarından birine imza attı. Yüzlerce insansız hava aracının Rusya’nın kalbine yöneldiği saldırılar sırasında Moskova çevresindeki kritik altyapılar hedef alındı, havalimanlarında aksaklıklar yaşandı ve güvenlik alarmı en üst seviyeye çıkarıldı.

Dikkat çekici olan ise bu gelişmelerin, Hakan Fidan’ın Kazan’da Putin ile görüşmesinden saatler sonraya denk gelmesiydi.

Elbette bunun bilinçli bir zamanlama olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak uluslararası siyasette semboller bazen olayların kendisi kadar önem taşır. Özellikle de savaş zamanlarında.

Kremlin artık karşısında yalnızca Ukrayna’yı görmüyor. Moskova’nın bakış açısından savaş, Ukrayna sınırlarının çok ötesine taşınmış durumda. Rus karar alıcılar, Kiev’e verilen askeri destekten istihbarat paylaşımına kadar uzanan geniş bir Batı desteğiyle karşı karşıya olduklarına inanıyor.

Rusya’nın olası misillemeleriyle savaşın daha geniş bir cepheye yayılma ihtimalinin arttığı bu dönemde, Türkiye’nin önemi daha da belirginleşiyor.

Washington son dönemde Ukrayna dosyasında belirleyici bir sonuç üretemedi. Avrupa ise savaşın taraflarından biri olarak Moskova nezdinde arabulucu rolü üstlenemiyor. Buna karşılık Türkiye hem Kiev hem Moskova ile konuşabilen, NATO içinde yer alırken Rusya ile iletişim kurabilen ender ülkelerden biri olmayı sürdürüyor.

Lavrov’un görüşme sonrasında yaptığı ve Türkiye’nin Ukrayna görüşmelerinde yapıcı rol oynama isteğini vurguladığı açıklaması da Moskova’nın Ankara’ya verdiği önemin açık bir göstergesi.

Bugün Türkiye’nin önünde önemli bir diplomatik fırsat bulunuyor. Eğer Ankara bu denge politikasını doğru yönetebilirse, yalnızca bölgesel bir güç değil, Avrupa ile Avrasya arasındaki en önemli diplomatik merkezlerden biri hâline gelebilir.

Kazan’da verilen asıl mesaj da belki tam olarak buydu: Rusya ile Batı arasındaki köprüler birer birer yıkılırken, ayakta kalan en önemli diplomatik kanallardan biri hâlâ Türkiye.

85
0
4

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
85
0
4

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.