Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi

Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi

Her şey 2011 yılında Mogadişu'ya insani yardım amaçlı bir ziyaretle başladı. O dönem Başbakan olan Erdoğan, kıtlık ve çatışmanın pençesindeki Somali'ye tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi; ardından Türkiye ülkeye 1 milyar doların üzerinde insani yardım sağladı. On beş yıl sonra tablo kökten değişti. Bugün Türkiye, Somali'de askeri üs işletiyor, petrol sondajı yapıyor, uzay limanı inşa ediyor ve bölgenin diplomatik mimarisini şekillendiriyor. Bu dönüşüm tesadüf değil; çok katmanlı ve uzun soluklu bir stratejinin ürünü.
Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi

Türkiye’nin Somali stratejisi 2011’de başlamadı. Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiler, kökleri 16. yüzyıla, Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerine kadar uzanıyor. Osmanlı Devleti’nin Somali ile olan ilişkisi, Memlûk Devleti’nin yıkıldığı 1517’den başlayarak yaklaşık dört asır sürdü. Osmanlılar 16. yüzyılın ilk çeyreğinde bölgeye yerleşerek Avrupalıların bölge üzerindeki sömürgeci girişimleri karşısında engelleyici bir güç olarak konumlandı.

Osmanlı’nın Somali’ye ilgi duymasının altında bölgenin Aden Körfezi ve Babü’l-Mendeb Boğazı’na hâkim olması, baharat ve ticaret yolu özelliği, Kızıldeniz’in girişinde bulunması ve dolayısıyla Kutsal Topraklar’ın güvenliğini sağlamak gibi unsurlar yatıyordu. Zeyla, 1559’da Özdemir Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldı; Osman Paşa’nın kurduğu Habeş eyaleti içinde bir sancak merkezi oldu. Somali’nin Zeyla, Berbera, Bulhar ve diğer kıyı şehirlerini kapsayan kuzey bölgesi Osmanlıların son dönemlerine kadar devletin bir parçasıydı; bu hâkimiyet ancak 1916’da sona erdi.

Bugün Somali, dünya haritasında çoğu zaman kıtlık, iç savaş ve korsanlık haberleriyle yer bulan bir ülke. Ama Afrika Boynuzu’nun ucundaki bu topraklar, Osmanlı döneminde de bugün de aynı stratejik değeri taşıyor. Aden Körfezi ile Babü’l-Mendeb Boğazı’nın kesiştiği bu coğrafyada Türkiye, 500 yıl sonra yeniden sahne alıyor.

Yurt Dışındaki En Büyük Üs ve Aden Körfezi’nin Kilit Önemi

2017’de faaliyete giren TÜRKSOM Askeri Eğitim Üssü, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü konumunda. Bu üs yalnızca bir eğitim merkezi değil; stratejik bir varlık noktası. Somali ordusunun omurgasını oluşturan birlikleri, özellikle Gorgor komandolarını TÜRKSOM’da eğitiliyor.

Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi
2017’de faaliyete giren TÜRKSOM Askeri Eğitim Üssü, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü konumunda.

2024’te imzalanan 10 yıllık Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ile Somali karasularının güvenliğini de Türk Deniz Kuvvetleri üstleniyor.

Türkiye’nin üstlendiği bu rol Somali semalarında da hissediliyor. Milli Savunma Bakanlığı, Somali’ye F-16 konuşlandırıldığına dair haberlerin ardından Somali’deki Hava Unsur Komutanlığı’nın yeni görevlendirmelerle güçlendirildiğini açıkladı; Somali Adalet Bakanı da Türk savaş uçaklarının ülke semalarında görev almasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Peki neden Somali? Bunun en büyük sebebi dün de bugün de aynı: coğrafya. Babü’l-Mendeb Boğazı’na erişim sağlayan bu güzergah, Asya-Avrupa ticaret hattının stratejik bir bileşeni olup küresel ticaret hacminin yaklaşık yüzde 12’sine, neredeyse 5 trilyon dolara, ev sahipliği yapıyor. Osmanlı’nın 16. yüzyılda baharat yollarını korumak için geldiği bu coğrafyaya Türkiye, bugün deniz ticaretinin kontrolü için yeniden geliyor. Başka bir deyişle tarihten günümüze strateji değişmedi; yalnızca araçlar değişti.

Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi

Çağrı Bey ve Petrol Hamlesi

Türkiye’nin Somali’deki varlığı savunma ile sınırlı değil.

Türkiye’nin derin deniz sondaj gemisi Çağrı Bey, 53 günlük yolculuğun ardından Nisan 2026’da Mogadişu’ya ulaştı ve Somali açıklarındaki Curad-1 kuyusunda sondaj faaliyetlerine başladı. Bu, Türkiye’nin kendi karasuları dışında gerçekleştirdiği ilk derin deniz sondajı. ABD hükümeti raporlarına göre Somali’de 30 milyar varile yakın petrol ve doğal gaz rezervi potansiyeli bulunuyor.

Somali: Türkiye'nin Afrika'daki Kalesi
Türkiye’nin Somali açıklarına gönderdiği sondaj gemisi Çağrı Bey, Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki enerji ve deniz jeopolitiğine verdiği stratejik önemin yeni bir göstergesi.

İki ülke arasındaki anlaşmaya göre Türkiye, Somali karasularını 10 yıl boyunca koruma karşılığında deniz kaynaklarının gelişimine katkıda bulunacak ve petrolün çıkarılmasını sağlayacak.

Başka bir deyişle güvenlik ile enerji, birbirini besleyen iki eksen olarak kurgulanmış durumda. Yapısal olarak enerji ithalatçısı olan Türkiye için bu denklem, hem deniz yollarını kontrol etmek, hem de o yolların altındaki kaynakları çıkarmak anlamına geliyor.

Osmanlı döneminde baharat ve ticaret yollarının güvenliği nasıl stratejik bir öncelikse, bugün enerji güvenliği de bir o kadar önemli. Yüzyıllar değişti ama Hint Okyanusu’na açılan bu kapının değeri değişmedi.

Uzay Limanı ve Füze Testi: Somali’nin Ekvator Avantajı

Enerji ve savunmanın ardından üçüncü bir boyut daha devreye girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aralık 2025’te Somalili mevkidaşıyla İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında Somali’de uzay üssü yapımına başlandığını duyurdu. Milli Savunma Bakanlığı bu tesis için “Uzay Limanı ve Test Atış Alanı” ifadesini kullandı.

Somali’nin ekvator çizgisine yakın konumu uzun menzilli roket ve uzay çalışmaları için kritik avantaj sağlıyor. Dünya’nın dönüş hızı ekvator bölgesinde en yüksek seviyeye ulaştığından bu noktadan yapılan doğu yönlü fırlatmalar roket sistemlerine ek hız kazandırıyor; yakıt tüketimi azalıyor, yük kapasitesi artıyor. Fransa’nın Fransız Guyanası’nı, Rusya’nın Kazakistan’daki Baykonur’u, İtalya’nın Kenya’daki tesisini kullanması gibi Türkiye de coğrafi zorunluluktan Somali’yi seçiyor.

Bloomberg’in kaynaklarına dayandırdığı habere göre YILDIRIMHAN’ın ilk test atışının en erken 2026 sonunda Somali’deki bu uzay üssünden Hint Okyanusu’na doğru yapılması planlanıyor. Kıtalararası balistik füze kulübüne girmek isteyen bir ülkenin test sahası olarak başkasının toprağını kullanması yeni değil; ama bu tercih Somali’nin Türkiye açısından taşıdığı stratejik ağırlığı bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ankara’nın Afrika Boynuzu Satranç Tahtası: İsrail, Etiyopya ve Somaliland

Bu tabloya en çarpıcı jeopolitik boyutu ekleyen gelişme Aralık 2025’te yaşandı. İsrail, Somali’den tek taraflı olarak ayrıldığını ilan eden Somaliland’ı bağımsız bir ülke olarak tanıdı ve bu kararla Somaliland’ı tanıyan ilk ülke oldu.

Bu hamlenin arka planını anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor. 2024’te Etiyopya, denize çıkış arayışı kapsamında Somaliland ile tanımayı da içeren bir mutabakat imzaladı; bu adım Mogadişu’da sert tepki yarattı ve iki ülkeyi neredeyse savaşın eşiğine getirdi. Krizi sona erdiren isim Erdoğan oldu. 11 Aralık 2024’te Ankara’da gerçekleştirilen görüşmelerde Somali’nin toprak bütünlüğü teyit edildi; Etiyopya’nın denize erişim talebinin karşılıklı kazanım sağlayacak iş birliği modelleriyle ele alınması konusunda mutabakata varıldı.

İsrail’in Somaliland’ı tanıması bu hassas dengeyi doğrudan hedef aldı; Somali ve Etiyopya arasında Türkiye’nin arabuluculuğunda yürütülen Ankara Sürecini dolaylı biçimde sabote eden bir etki doğurdu. Ankara’nın tepkisi sert oldu: Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İsrail’in adımını “Netanyahu hükümetinin bölgesel ve küresel düzeyde istikrarsızlık oluşturmayı hedefleyen hukuk dışı eylemlerinin yeni bir örneği” olarak nitelendirdi.

Tablonun bütününe bakıldığında şu sonuç ortaya çıkıyor: Türkiye, Somali’de ne kadar kök salarsa İsrail o kadar rahatsız oluyor. Nitekim İsrail Hayom’da görüş yazısı kaleme alan İsrailli analist Shay Gal, Türkiye’nin Somali’deki füze ve uzay altyapısını daha geniş bir çerçevede ele alarak Ankara’nın nükleer eşik kapasitesi geliştirdiğini ileri sürdü. Spekülatif bir analiz olmakla birlikte bu değerlendirme, Tel Aviv’deki kaygıların boyutunu gözler önüne seriyor.

İlginç bir not: Osmanlı döneminde Somali kıyılarına egemen olmaya çalışan Portekiz sömürge imparatorluğuna karşı bölgede direniş örgütleyen yerli halk, “Buradan gidin! Biz İstanbul’daki padişaha, Halife’ye bağlıyız” diyordu. Bugün ise İsrail’in Somaliland hamlesine karşı Mogadişu’nun yanında duran yine Ankara. Kısacası taraflar değişse bile Türkiye’nin bu coğrafyadaki rolü değişmedi.

Sonuç olarak Somali, Türkiye’nin küresel stratejisinde birden fazla rol üstleniyor: En büyük yurt dışı askeri üssü, ilk derin deniz sondaj sahası, ilk uzay limanı, balistik füze test koridoru ve Afrika açılımının stratejik merkezi. 2011’deki insani yardımla başlayan yolculuk, bugün çok katmanlı bir büyük güç stratejisine dönüştü. Ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bu yolculuğun aslında 1559’da başladığı görülüyor. Osmanlı’nın Zeyla’ya çıktığı günden bu yana değişmeyen tek şey var: Mogadişu’dan Hint Okyanusu’na uzanan bu hattın stratejik değeri.

316
1
15

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Somali İslâm toprağı olmasının yanında makalede dediğiniz gibi çok stratejik bir konumda yer alab bir ülke. Somali kıyılarında Uranyum, Altın gibi çok değerli elementlerde var. Türkiye güçlendikçe Somali’de güçleniyor. Malum Şey’in haber dergi/gazeteleri diyor ki Türkiye Somali’den bizi kuşatıp yok edecek.Türk Uzay Üssü’ne saldırılarda oluyormuş Eş Şebab tarafından.Türkiye’nin varlığı bu örgt içinde yok oluş demektir. Allah’ın izniyle hem Somali hem Türkiye kazanacak. Somali’de ne işimiz var diyenlere bu makaleyi göstermek lazım. Belki anlarlar.

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
316
1
15

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.