Hürmüz’ün Gardiyanı Kim Olacak?

Hürmüz’ün Gardiyanı Kim Olacak?

Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı ABD’nin yöneteceğini ve geçişler karşılığında ödeme alacağını söylemesi, yalnızca İran’a yöneltilmiş yeni bir tehdit değil. Washington, dünyanın en kritik petrol güzergâhlarından biri üzerinde kontrol kurarak hem küresel enerji piyasalarındaki ağırlığını artırmak hem de Çin’in enerji güvenliği üzerinde yeni bir baskı aracı elde etmek istiyor.
Hürmüz’ün Gardiyanı Kim Olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, 13 Temmuz’da yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nı ABD’nin “elinde tutacağını”, geçişleri muhtemelen Washington’ın yöneteceğini ve boğazın güvenliğini sağlamanın karşılığında ödeme talep edeceğini söyledi. İran ise ABD’nin boğaza müdahale etmesine izin vermeyeceğini açıkladı.

Trump’ın sözleri ilk bakışta, Amerikan donanmasının uzun yıllardır Körfez’de üstlendiği güvenlik rolünün daha açık ve daha ticari bir dille ifade edilmesi gibi görünebilir. Ancak “Boğazı biz yöneteceğiz” açıklaması, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini sağlamanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.

Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin en hassas geçiş noktalarından biri. İran ile Umman arasında bulunan bu dar güzergâh, Basra Körfezi’ndeki petrol ve doğal gaz üreticilerini Hint Okyanusu’na bağlıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak ve Katar’ın enerji ihracatının önemli bir bölümü buradan geçiyor. Amerikan Enerji Enformasyon İdaresine göre 2025’in ilk yarısında Hürmüz’den taşınan ham petrol ve kondensatın yüzde 89’u Asya pazarlarına yöneldi. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore tek başına toplam sevkiyatın yaklaşık dörtte üçünü aldı.

Dolayısıyla Hürmüz üzerinde söz sahibi olmak, yalnızca Körfez’i değil, Asya’nın enerji damarlarını da kontrol etmek anlamına geliyor.

Hürmüz’ün Gardiyanı Kim Olacak?
Jeopolitik konumu ve küresel enerji akışındaki belirleyici rolü, Hürmüz Boğazı’nı dünyanın en stratejik su yollarından biri hâline getiriyor.

İran’ın Elindeki En Güçlü Baskı Aracı

İran açısından Hürmüz Boğazı, sahip olduğu en önemli stratejik kozlardan biri. Tahran, askerî ve ekonomik açıdan ABD ile eşit güce sahip değil. Ancak kıyı coğrafyası, deniz mayınları, insansız hava araçları, füzeleri ve küçük sürat tekneleri sayesinde boğazdaki ticari geçişleri ciddi biçimde aksatabilecek kapasiteye sahip.

İran’ın amacı boğazı uzun süre tamamen kapatmak olmak zorunda değil. Tankerlerin sigorta maliyetlerini yükseltmek, şirketleri alternatif güzergâhlara yöneltmek ve petrol fiyatlarında belirsizlik yaratmak bile dünya ekonomisi üzerinde ciddi baskı oluşturabilir. İran böylece askerî zayıflığını, küresel enerji piyasasının hassasiyetini kullanarak dengelemeye çalışıyor.

Hürmüz aynı zamanda Tahran’ın müzakere masasında elini güçlendiriyor. İran’a yönelik her askerî saldırı veya ekonomik yaptırım, yalnızca İran ekonomisini değil, Körfez’den enerji ithal eden ülkeleri de riske atıyor. Bu nedenle boğazın güvenliği, İran açısından bir savunma hattı olmanın yanında ABD’ye ve müttefiklerine yöneltilmiş ekonomik bir caydırıcılık aracı.

Nitekim İran’ın Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı, ABD’nin boğazın güvenlik düzenine müdahale etmesini kendi ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak gördüğünü ve böyle bir girişime karşılık vereceğini daha önce de açıklamıştı.

Trump’ın “İran’ın hiçbir şeyi yok” sözleri ise İran’ın bu stratejik kozunu geçersiz göstermeyi amaçlıyor. Washington, Hürmüz’de geçiş kurallarını İran’ın değil ABD’nin belirleyeceğini ilan ederek Tahran’ın müzakere gücünü kırmak istiyor.

Washington’ın Hedefinde Yalnızca İran Yok

Hürmüz Boğazı ABD için önemli olsa da Amerikan ekonomisinin Körfez petrolüne bağımlılığı geçmişe kıyasla azalmış durumda. Boğazdan geçen petrolün asıl müşterileri artık büyük ölçüde Asya ülkeleri. Bu nedenle ABD’nin Hürmüz üzerindeki askerî hâkimiyetini yalnızca kendi enerji güvenliğiyle açıklamak mümkün değil.

Washington açısından asıl mesele, küresel enerji akışının güvenliğini kimin sağlayacağına ve gerektiğinde kimin sınırlandırabileceğine karar vermek.

Bu noktada Çin öne çıkıyor. Çin, dünyanın en büyük petrol ithalatçılarından biri ve Körfez ülkelerinden gelen enerjiye ciddi ölçüde bağımlı. Bazı hesaplamalara göre Çin’in ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45 ila 50’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Çin ayrıca İran petrolünün en büyük müşterisi konumunda bulunuyor.

Bu nedenle Hürmüz’ün ABD tarafından askerî olarak denetlenmesi, Pekin açısından önemli bir stratejik zafiyet yaratıyor. Çin’in sanayi üretimi, ulaşım sistemi ve ekonomik büyümesi için gerekli petrolün büyük bir bölümünün, başlıca stratejik rakibi olan ABD’nin kontrolündeki bir deniz hattından geçmesi Pekin’in uzun süredir çözmeye çalıştığı “enerji güvenliği ikileminin” merkezinde yer alıyor.

Hürmüz’ün Gardiyanı Kim Olacak?
İran, Çin’in bölgedeki önemli müttefiklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Trump’ın boğazın gardiyanlığını üstlenmek ve geçişler karşılığında ödeme almak istemesi, ABD’nin güvenlik sağlayıcısı rolünü doğrudan ekonomik ve siyasi nüfuza dönüştürme arzusunu gösteriyor. Washington böylece Körfez ülkelerine, Avrupa’ya ve özellikle Asyalı petrol ithalatçılarına şu mesajı veriyor: Enerji ticaretinizin devamı Amerikan askerî gücüne bağlı.

Ancak Trump’ın açıklamasının uluslararası hukuk bakımından ABD’ye tek taraflı bir yönetim veya geçiş ücreti toplama yetkisi verdiği söylenemez. Boğazın kıyıları İran ve Umman’a ait. Bu nedenle Washington’ın “yönetme” iddiası hukuki bir yetkiden çok, askerî üstünlüğe dayalı siyasi bir güç gösterisi niteliğinde.

Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan mücadele bu nedenle yalnızca ABD ile İran arasındaki bir egemenlik tartışması değil. İran, boğazı rejimin güvenliği ve müzakere gücü için kullanmaya çalışırken ABD, aynı güzergâhı küresel enerji düzeninin denetim noktası hâline getirmek istiyor.

Bu mücadelenin uzun vadeli sonucu ise Pekin’de görülecek. ABD’nin Çin’e karşı teknoloji, yarı iletkenler ve ticaret alanında uyguladığı baskıya enerji güzergâhları da ekleniyor. Çin’in Rusya ve Orta Asya’dan geçen kara boru hatlarına, stratejik petrol rezervlerine ve alternatif deniz yollarına yatırım yapmasının temelinde de bu kırılganlığı azaltma arayışı bulunuyor.

Trump’ın Hürmüz’ün “gardiyanı” olma iddiası gerçekleşirse boğaz, İran ile ABD arasındaki çatışmanın ötesinde, ABD-Çin rekabetinin en kritik cephelerinden birine dönüşebilir. Çünkü geleceğin büyük güç mücadelesinde mesele yalnızca petrolü kimin ürettiği değil, o petrolün hangi güzergâhtan ve kimin izniyle taşındığı olacak.

413
0
9

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
413
0
9

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.