Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmed Şara’nın ön planda yer aldığı; Emevi Camii, Türkiye ve Suriye bayrakları, Suriye haritası, enerji boru hattı ve ticaret koridorlarını simgeleyen trenin bulunduğu kolaj.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şam'a mı Gidecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir konuşulan Şam ziyareti yeniden gündemde. Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, daha önce planlanan temasların bölgesel gelişmeler nedeniyle ertelendiğini belirterek Erdoğan’ın 2026 bitmeden Şam’a gitmesini beklediklerini açıkladı. Yılmaz’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Emevi Camii’nde birlikte yürüyeceği görüntünün “iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın gücünü dünyaya ilan edeceğini” söylemesi, ziyaretin sıradan bir diplomatik temastan çok daha büyük bir anlam taşıyacağını gösteriyor.

Türkiye açısından Suriye herhangi bir komşu ülke değil. 900 kilometreyi aşan ortak sınır, Suriye’de yaşanan her güvenlik krizinin doğrudan Türkiye’ye yansımasına yol açıyor. İç savaş boyunca Türkiye milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaptı, DEAŞ saldırılarıyla karşılaştı, PKK/YPG’nin sınır hattındaki varlığıyla mücadele etti ve kuzey Suriye’de doğrudan askerî operasyonlar yürüttü. Bu nedenle Esad rejiminin Aralık 2024’te devrilmesi Ankara açısından yalnızca Suriye’deki bir iktidar değişikliği değil, Türkiye’nin yaklaşık on beş yıldır izlediği politikanın en önemli kırılma noktalarından biri oldu.

Bu süreçte Türkiye’nin rejim değişikliğindeki rolünün de altını çizmek gerekiyor. Ankara yıllarca Suriye muhalefetinin ana destekçilerinden biri oldu, kuzeyde askerî ve siyasi nüfuz alanı oluşturdu ve Esad rejimini deviren güçlerin hareket ettiği stratejik zeminin oluşmasında önemli rol oynadı. Donald Trump bile Aralık 2024’te Esad’ın devrilmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’de fiilen büyük bir üstünlük sağladığını söyleyerek Suriye’nin geleceğinde “anahtarın Türkiye’nin elinde” olacağını söyledi. Nisan 2025’te ise Erdoğan’ın Suriye’yi “vekilleri aracılığıyla devraldığını” ifade etti.

Yeni dönemde Ankara’nın önceliklerinden biri SDG meselesini tamamen çözüme kavuşturmak. Türkiye, YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG’nin ayrı bir silahlı yapı olarak varlığını sürdürmesini hem kendi ulusal güvenliği hem de Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından tehdit olarak görüyor. Ankara’nın bugün tercih ettiği yol ise yalnızca sınır ötesi operasyonlar değil; Şam yönetiminin ülkenin tamamında egemenliğini yeniden kurması ve SDG’nin merkezi yapıya entegre edilmesi. Güçlü bir Şam yönetimi, Ankara açısından sınırın iki tarafında da PKK/YPG tehdidinin kalıcı biçimde ortadan kalkması anlamına geliyor.

Ancak Türkiye’nin yeni Suriye vizyonu güvenliğin çok ötesine geçmiş durumda. Ankara ve Şam arasındaki ticaret hızla gelişirken sınır kapılarının açılması, demiryollarının yeniden işletilmesi, enerji hatlarının kurulması ve Suriye limanlarının bölgesel ticarete bağlanması gündemde. Bu tablo, son aylarda yeniden ortaya çıkan “Dört Deniz Girişimi” ile daha büyük bir anlam kazanıyor.

Basra Körfezi, Hazar Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’i Suriye ve Türkiye üzerinden birbirine bağlamayı hedefleyen bu yaklaşım; enerji hatlarını, demiryollarını, limanları, elektrik bağlantılarını ve ticaret koridorlarını aynı jeoekonomik ağ içinde buluşturmayı amaçlıyor. Suriye resmi haber ajansı SANA da girişimi ülkeyi Körfez, Irak ve Orta Asya ile Türkiye ve Avrupa arasında bir köprüye dönüştürebilecek bir proje olarak öne çıkarıyor. Projenin hedefi açık: savaşın merkezi hâline gelen Suriye’yi bu kez ticaret ve enerjinin merkezlerinden birine çevirmek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emevi Camii’nde namazımızı da kılacağız” sözünü tutacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhtemel Şam ziyaretine asıl sembolik anlamı veren ise 2012’de söylediği sözler. Erdoğan o dönemde “Şam’a gidecek”, Selahaddin Eyyubi’nin kabrini ziyaret edecek ve “Emevi Camii’nde namazımızı da kılacağız” demişti. Yıllarca Türkiye’nin Suriye politikasına yönelik eleştirilerde hatırlatılan bu söz, Erdoğan’ın Şam’a gitmesi hâlinde bambaşka bir siyasi anlam kazanacak.

Erdoğan ile Şara’nın Emevi Camii’nde yan yana vereceği bir fotoğraf, Ankara açısından yalnızca geçmişte söylenen bir sözün gerçekleşmesi olmayacak. Türkiye’nin Esad sonrası Suriye’de ulaştığı siyasi, askerî ve ekonomik etkinliğin sembolik ilanına dönüşecek.

Tam da bu noktada Suriye dosyasının ikinci büyük boyutu ortaya çıkıyor: İsrail.

İran’ın Esad rejimiyle birlikte Suriye’de büyük ölçüde güç kaybetmesinin ardından ortaya çıkan boşlukta Türkiye öne çıkarken İsrail de kendi nüfuz alanını genişletmeye başladı. İsrail, 1967’den beri işgal ettiği Golan Tepeleri üzerindeki kontrolünü sürdürürken Esad’ın devrilmesinin ardından 1974 anlaşmasıyla oluşturulan tampon bölgeye ve Hermon Dağı’nın Suriye tarafındaki stratejik noktalara da ilerledi. Birleşmiş Milletler bu hamlelerin 1974 tarihli anlaşmaya aykırı olduğunu açıkladı.

Böylece Türkiye ile İsrail’in Suriye için öngördüğü iki farklı gelecek giderek daha görünür hâle geliyor. Ankara, merkezi otoritesi güçlü, ordusu yeniden yapılandırılmış, toprak bütünlüğünü koruyan ve Türkiye üzerinden dünya ekonomisine bağlanan bir Suriye istiyor. İsrail ise sınırlarının hemen kuzeyinde Türkiye’nin desteklediği güçlü bir askerî yapının ortaya çıkmasını güvenlik riski olarak görüyor.

Bu kaygı daha önce doğrudan sahaya da yansıdı. Reuters Nisan 2025’te Türk askerî ekiplerinin olası konuşlanma için incelediği T4, Palmira ve Hama’daki askerî tesislerin İsrail tarafından vurulduğunu bildirdi. Aynı dönemde iki ülkenin Suriye’de istemeden doğrudan çatışmaya girmesini önlemek amacıyla teknik görüşmelere başlaması, riskin ne kadar ciddi algılandığını gösterdi.

15 Ağustos’ta İsrail basınına yansıyan yeni bir iddia ise bu rekabeti yeniden gündeme taşıdı. Kanal 13’e göre Türkiye, Suriye’de askerî ve stratejik konumunu güçlendirmeye çalışırken İsrail birkaç hafta önce Washington’dan Türkiye bağlantılı bazı hedeflere yönelik yeni bir saldırı için onay istedi. Ancak Trump yönetimi operasyona izin vermedi.

Erdoğan’ın Şam ziyareti gerçekleşirse Emevi Camii’nde çekilecek fotoğraf bu nedenle yalnızca geçmişe ait sembolik bir hesabı kapatmayacak. Türkiye’nin Suriye’deki yeni düzenin en güçlü aktörü hâline geldiğini de dünyaya gösterecek.

Fakat bu fotoğraf aynı zamanda çok daha büyük bir sorunun başlangıcı olabilir: İran’ın geri çekildiği Suriye’de boşluğu Türkiye doldururken İsrail bu yeni güç dengesini ne kadar kabullenecek? Ve Suriye, Ankara ile Tel Aviv arasındaki daha geniş bölgesel nüfuz mücadelesinin yeni merkezi hâline mi geliyor?

424
1
8

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler

Hayırlı bereketli akşamlar Öznur bacım az kaldı itraili her taraftan sıkıştırdık kafası bozul fare gibi köşeye sıkıştı ister 9 ülke isterse 99 ülkeyle ittifak kursun çaresi yok yıkılacak inşallah

Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
424
1
8

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.