Alt text: Hakan Fidan ve Saddam Hafter’in Türkiye-Libya ilişkilerini simgeleyen, Libya haritası, Türk ve Libya bayrakları, petrol altyapısı ve enerji unsurlarının yer aldığı jeopolitik kolaj.

Hakan Fidan’ın Libya Ziyareti: Türkiye, Libya’da Taraf Olmaktan Hakem Olmaya mı Geçiyor?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 11-12 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirdiği Libya ziyareti, Ankara’nın bu ülkedeki politikasında yaşanan dönüşümün en somut göstergelerinden biri oldu. Fidan’ın önce Trablus’ta, ardından Bingazi’de temaslarda bulunması, Türkiye’nin uzun yıllar desteklediği Trablus yönetimiyle ilişkilerini korurken geçmişte karşı karşıya geldiği Hafter cephesiyle de yeni bir sayfa açtığını gösteriyor. Ankara artık Libya’daki çıkarlarını yalnızca ülkenin batısına bağlamak yerine doğu ve batıyla aynı anda konuşabileceği daha dengeli bir politika geliştirmeye çalışıyor. Nitekim Türk diplomatik kaynakları da ziyareti, siyasi ve askerî açıdan birleşmiş bir ülkeyi hedefleyen “Tek Libya” politikası çerçevesinde tanımlıyor.

Fidan, ziyaretinin ilk ayağında Trablus’ta Başbakan Abdülhamid Dibeybe ve diğer siyasi aktörlerle görüştü. Görüşmelerde Libya’daki siyasi süreç, kurumların birleştirilmesi, enerji, ticaret ve savunma iş birliği ele alındı. Ankara’nın “Tek Libya” yaklaşımını öne çıkarması ise ziyaretin temel mesajını ortaya koydu: Türkiye, Libya’nın mevcut bölünmüşlüğünün kalıcılaşmasını istemiyor ve ilişkilerini ülkenin tamamına yaymayı hedefliyor.

Bu politikanın en dikkat çekici ayağı Bingazi ile gelişen ilişkiler. Fidan’ın Bingazi ziyareti aslında bir süredir devam eden diplomatik trafiğin yeni halkası. Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, 24 Temmuz’da Ankara’da Fidan’la görüşmüştü. Fidan’ın bu kez Bingazi’ye giderek Saddam Hafter’le yeniden bir araya gelmesi, Ankara ile Hafter cephesi arasındaki temasların giderek daha düzenli bir nitelik kazandığına işaret ediyor.

Hakan Fidan’ın Libya Ziyareti: Türkiye, Libya’da Taraf Olmaktan Hakem Olmaya mı Geçiyor?

Birkaç yıl öncesi düşünüldüğünde değişim oldukça çarpıcı. 2019-2020 döneminde Türkiye, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin en önemli destekçilerinden biriydi. Türkiye’nin askerî ve siyasi desteği, Halife Hafter güçlerinin Trablus’u ele geçirmesini engelleyen başlıca faktörlerden biri olmuştu. Bugün ise Ankara, o dönemde karşı karşıya geldiği güçlerle doğrudan temas kuruyor.

Bu değişimin temelinde Libya’nın siyasi gerçekliği yatıyor. Ülke hâlâ doğu ve batıdaki rakip yönetimler ve güç merkezleri arasında bölünmüş durumda. Doğu Libya; enerji kaynakları, limanları ve askerî kapasitesi nedeniyle ülkenin geleceğine ilişkin herhangi bir siyasi çözümün dışında bırakılamaz. Türkiye’nin Bingazi ile yakınlaşması bu nedenle Trablus’tan uzaklaşması anlamına gelmiyor. Ankara daha çok batıdaki mevcut nüfuzunu korurken doğuda kendisine yeni bir hareket alanı açıyor.

Asıl Denklem Doğu Akdeniz’de Kuruluyor

Fidan’ın ziyaretinin Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri ise Libya sınırlarının ötesinde, Doğu Akdeniz’de ortaya çıkabilir. Çünkü Ankara-Bingazi yakınlaşmasının arka planındaki kritik dosyalardan biri, Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisinin temel unsurlarından biri hâline gelen anlaşma, Trablus yönetimi tarafından imzalanmış ancak ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmemişti. Nitekim Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Aralık 2025’te anlaşmanın bağlayıcı olmadığını savunmuştu. Libya’daki kurumsal bölünmüşlük nedeniyle Ankara açısından stratejik öneme sahip bu mutabakat, Libya genelinde ortak bir siyasi zemine kavuşamadı.

Türkiye’nin doğu Libya ile ilişkilerini normalleştirmesi bu tabloyu değiştirebilir. Ankara ile Hafter cephesi arasında kalıcı bir güven ilişkisi kurulması, uzun vadede 2019 mutabakatına yönelik doğudaki direncin azalmasına zemin hazırlayabilir.

Atina’nın gelişmeleri yakından takip etmesinin nedeni de bu. Yunanistan, Türkiye-Libya mutabakatına karşı çıkarken Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda temaslarını sürdürüyor. Atina, 2026’da bu müzakereleri hızlandırarak teknik komiteler üzerinden kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasını ilerletmeye çalıştı. Dolayısıyla Libya’da Ankara ile Atina arasında yalnızca diplomatik değil, Doğu Akdeniz’in geleceğini ilgilendiren stratejik bir rekabet de yaşanıyor.

Ancak Libya’daki bu hamleyi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de son dönemde izlediği daha geniş diplomatik açılımdan bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. Ankara bir yandan Libya’nın doğusuyla ilişkilerini yeniden kurarken diğer yandan Lübnan’la temaslarını artırıyor, Mısır’la ise uzun yıllar süren gerilimin ardından ilişkilerini hızla geliştiriyor. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın 30 Temmuz’da Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyaret, 17 yıl aradan sonra Lübnan’dan Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyindeki ilk ziyaret olması bakımından dikkat çekiciydi. Mısır’la yaşanan yakınlaşma da eklendiğinde daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor: Türkiye, Doğu Akdeniz’de geçmişte ilişkilerinin sorunlu veya sınırlı olduğu aktörlerle yeni kanallar açarak diplomatik hareket alanını genişletiyor.

Enerji bu denklemin bir diğer önemli parçası. Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip Libya, Türkiye açısından hem enerji güvenliği hem de Türk şirketlerinin gelecekte üstlenebileceği projeler bakımından büyük önem taşıyor. Türkiye ile Libya arasında 2022’de imzalanan hidrokarbon mutabakatı da 2019 deniz yetki alanları anlaşmasının enerji alanındaki devamı niteliğindeydi. Fidan’ın son ziyaretinde enerji, ticaret, askerî ilişkiler ve savunma iş birliğinin gündemde bulunması, Ankara’nın Libya politikasını giderek daha kapsamlı bir stratejik ortaklık çerçevesinde ele aldığını gösteriyor.

Ankara açısından asıl mesele ise bu yeni dengeyi koruyabilmek. Hafter cephesiyle hızlı bir yakınlaşma Trablus’taki ortaklıklarda soru işaretleri yaratabilir; Bingazi ile ilişkilerin sınırlı kalması ise Türkiye’nin Libya genelinde etkili olma hedefini zorlaştırabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki diplomatik sınav, iki taraf arasında tercih yapmak değil, iki tarafla kurduğu ilişkileri birbirinin alternatifi olmaktan çıkarmak.

Fidan’ın Trablus’tan Bingazi’ye uzanan ziyareti tam da bu nedenle önemli. Türkiye, 2019’da Libya’daki savaşın seyrini değiştiren aktörlerden biriyken bugün sahada elde ettiği nüfuzu daha geniş bir diplomatik etkiye dönüştürmeye çalışıyor. Ankara, Trablus’la stratejik ortaklığını korurken Hafter cephesiyle kalıcı bir ilişki kurabilirse, Libya’daki rakip güç merkezleriyle aynı anda konuşabilen en önemli dış aktör hâline gelebilir.

Böyle bir dönüşümün etkileri Libya’yla sınırlı kalmayacaktır. Doğu ve batıyla kurulan ilişkiler enerji anlaşmalarından güvenlik iş birliğine, Türk şirketlerinin ülkedeki varlığından 2019 deniz yetki alanları mutabakatının geleceğine kadar birçok alanda Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Hakan Fidan’ın ziyareti bu açıdan Ankara’nın Libya politikasında yeni bir dönemin işareti olabilir: Türkiye, sahada bir taraf olarak elde ettiği gücü, masada hakemlik yapabilecek bir diplomatik nüfuza dönüştürmeye hazırlanıyor.

704
0
16

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
704
0
16

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.