Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani'nin yer aldığı gerçekçi editoryal kolaj. Arka planda Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'ı gösteren harita, kara ve demiryolu koridorunu simgeleyen rota, yük treni, konteyner limanı, otoyol, kamyonlar, Suudi Arabistan bayrağı ve Riyad silüeti bulunuyor. Görsel, Türkiye'nin Suriye üzerinden Körfez'e uzanan yeni jeoekonomik ulaştırma ve ticaret vizyonunu temsil ediyor.

Türkiye, Suriye Üzerinden Orta Doğu’nun Jeoekonomik Haritasını Yeniden Çiziyor

Esad sonrası dönemde Türkiye ile Suriye arasında gelişen ortaklık yeni bir aşamaya geçiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ankara’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke arasında mutabakat zaptı imzalandı. Ortak basın toplantısında açıklanan başlıklar yalnızca ikili ilişkilerin geleceğine değil, Orta Doğu’nun jeoekonomik dönüşümüne ilişkin de önemli ipuçları verdi.

Hakan Fidan’ın, “Türkiye ile Suriye’nin refah ve istikrarını birbirinden ayrı görmemiz mümkün değil. Aramızda sadece 900 küsur kilometrelik bir sınır değil, ortak bir tarih, ortak bir kültür ve ortak bir gelecek var.” sözleri, Ankara’nın Şam’a bakışındaki değişimi özetliyor. Türkiye artık Suriye’yi yalnızca güvenlik riskleri üzerinden değerlendirmiyor; onu bölgesel ekonomik entegrasyonun merkezindeki ülkelerden biri olarak konumlandırıyor.

Bu yaklaşımın en somut yansıması ise Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ı kesintisiz biçimde birbirine bağlayacak karayolu ve demiryolu girişiminin hayata geçirileceğinin duyurulması oldu. Dört ülkeyi birbirine bağlayan bu hat ilk bakışta bir ulaştırma projesi gibi görünse de, gerçekte Türkiye’nin Orta Doğu stratejisinde yaşanan dönüşümün bir parçası. Ankara, güvenlik merkezli bölgesel politikalarını ekonomik bağlantısallıkla tamamlayarak yeni bir jeoekonomik mimari kurmaya çalışıyor.

Suriye, Türkiye’yi Körfez’e Açan Stratejik Kapı

Yaklaşık on beş yıl boyunca Türkiye’nin Suriye politikası terörle mücadele, sınır güvenliği ve düzensiz göç gibi zorunlu güvenlik başlıkları etrafında şekillendi. Bugün ise öncelikler değişiyor. Ankara açısından Suriye, yalnızca istikrara kavuşturulması gereken bir komşu ülke değil; Türkiye’yi Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e bağlayan stratejik bir transit merkez hâline geliyor.

Bu nedenle açıklanan proje, dört ülkeyi birbirine bağlayan yeni bir ulaşım hattının ötesinde bir anlam taşıyor. Hedef; karayollarını, demiryollarını, sınır kapılarını, gümrük sistemlerini ve lojistik merkezlerini ortak bir ekonomik ağ içinde bütünleştirmek. Böylece savaş nedeniyle parçalanan ticaret güzergâhlarının yeniden işler hâle getirilmesi ve bölgesel ticaret ağlarının yeniden canlandırılması amaçlanıyor.

Bu strateji, Türkiye’nin son yıllarda destek verdiği Irak Kalkınma Yolu Projesi’yle de aynı jeoekonomik mantığa dayanıyor. Ankara artık birbirinden bağımsız altyapı projeleri geliştirmek yerine, Irak’tan Suriye’ye, oradan Ürdün ve Suudi Arabistan’a uzanarak birbirini tamamlayan ticaret koridorları oluşturmayı hedefliyor. Böylece Türkiye, Avrupa ile Körfez arasında uzanan kara ticaret ağlarının en önemli bağlantı noktalarından biri olmayı amaçlıyor.

Hürmüz’e Bağımlılığı Azaltabilecek Yeni Bir Kara Koridoru

Bu girişimi stratejik kılan en önemli unsur, yalnızca tarihi Hicaz Demiryolu’nun canlandırılmasını hedeflememesi. Planlanan sistem; modern demiryolu hatlarıyla uluslararası karayollarını, lojistik merkezlerini ve gümrük altyapılarını tek bir ulaştırma ağı içinde birleştirmeyi öngörüyor. Başka bir ifadeyle, hayata geçirilmek istenen proje, yalnızca bir demiryolu değil; Körfez’i Doğu Akdeniz’e bağlayacak kapsamlı bir kara lojistik koridoru.

Bu koridorun jeopolitik değeri, küresel ticaretin karşı karşıya olduğu risklerle birlikte daha da belirginleşiyor. Bugün deniz yoluyla taşınan dünya petrolünün yaklaşık dörtte biri ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran-ABD gerilimi, Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları ve deniz ticaretinde yaşanan kırılganlıklar, alternatif kara koridorlarını giderek daha değerli hâle getiriyor.

Türkiye’nin öncülük ettiği bu hat, deniz taşımacılığının yerini tamamen almayacak olsa da Körfez ile Doğu Akdeniz arasında daha güvenli, daha hızlı ve daha öngörülebilir bir lojistik seçenek sunabilir. Yaklaşık 160 milyon nüfusu ve 2,8 trilyon doları aşan ekonomik büyüklüğü kapsayan bu eksen, hayata geçirilebilirse Orta Doğu’nun en büyük ekonomik entegrasyon projelerinden birine dönüşebilir.

Son yıllarda Irak’taki Kalkınma Yolu Projesi, Suriye’nin yeniden inşası ve şimdi de Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan koridorunun aynı dönemde gündeme gelmesi tesadüf değil. Ankara, Orta Doğu’da yalnızca güvenlik tesis eden değil, ticaret yollarını ve bölgesel ekonomik coğrafyayı yeniden şekillendiren bir aktör olmayı hedefliyor.

Bu strateji başarılı olduğu takdirde, Suriye, Türkiye’nin Körfez’e açılan en önemli kara kapısına dönüşebilir ve bölgenin jeoekonomik dengelerinde yeni bir eksen ortaya çıkabilir.

317
0
8

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
317
0
8

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.