Beyaz fonda Erdoğan, Türk ve Yunan bayrakları, Ege Denizi, zeytin dalı ve savaş uçağını birleştiren geometrik kolaj.

Erdoğan’ın Yunanistan'a Mesajı: Ege’de Düşmanlığa Mecbur Değiliz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yunanistan’a son mesajı açıktı: “Türkiye Yunanistan’ın düşmanı değil, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir.” Erdoğan, 24 Eylül’de New York’taki açıklamasında iki ülke ilişkilerinin seçim malzemesi yapılmaması gerektiğini de vurguladı.

Bu sözler, Atina’ya uzatılan bir zeytin dalı olarak okunabilir. Ancak aynı zamanda bir hatırlatma da içeriyor: Türkiye’yi sürekli tehdit olarak göstererek, savunma kapasitesindeki gelişmeleri sorun hâline getirerek ve Ege’deki itirazlarını yok sayarak sağlıklı bir müttefiklik kurulamaz.

Son haftalardaki açıklamalar bu çelişkiyi yeniden ortaya koydu. Erdoğan, eylül başında adaların silahlandırılmasına karşı çıkarken Türkiye’nin başkasının toprağında gözü olmadığını, kendi haklarının ihlaline de izin vermeyeceğini söyledi. Miçotakis ise Türkiye’nin F-35 edinmesinin önündeki hukuki engelleri gündeme getirdi. Ankara komşuluk vurgusu yaparken ilişkilerin hâlâ silahlanma ve askerî rekabet tartışmalarına sıkışması, asıl sorunun nerede olduğunu gösteriyor.

Türkiye açısından mesele, Yunanistan’ın varlığı veya güvenliği değil; Atina’nın kendi güvenliğini Türkiye’nin hareket alanını daraltmak üzerinden kurması. Ege’de kalıcı huzur isteniyorsa bu yaklaşımın değişmesi gerekiyor.

Uluslararası hukuk yalnızca Türkiye’ye hatırlatılamaz

Yunanistan, Türkiye’yle yaşadığı hemen her anlaşmazlıkta uluslararası hukuku öne çıkarıyor. Ancak hukuk, yalnızca hak talep ederken başvurulacak bir araç değil. Aynı zamanda yükümlülükleri yerine getirmeyi gerektiriyor.

Adaların askerî statüsü bunun en somut örneği. Lozan Antlaşması’nın 13. maddesi Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya’da askerî kuvvetler ve tahkimata ilişkin sınırlamalar getiriyor. Oniki Ada için ise 1947 Paris Barış Antlaşması silahsızlandırılmış statü öngörüyor. Türkiye’nin itirazı, bu antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin Yunanistan tarafından ihlal edildiği yönünde. Dolayısıyla konu, Ankara’nın sonradan ortaya attığı keyfî bir talepten ibaret değil.

Atina bu değerlendirmeye karşı çıksa da Türkiye’nin sorduğu soru geçerliliğini koruyor: Antlaşmalardan kaynaklanan haklar savunulurken, aynı antlaşmaların getirdiği askerî sınırlamalar neden göz ardı ediliyor?

Türkiye kıyılarının hemen karşısındaki askerî faaliyetlerin Ankara’da güvenlik kaygısı doğurması şaşırtıcı değil. Yunanistan kendi kaygılarının da dikkate alınmasını bekliyorsa Türkiye’nin itirazlarını da otomatik olarak saldırganlık olarak nitelendiremez.

Ege’deki anlaşmazlıkların bir diğer boyutu, hava sahası ve karasularının genişliği. Yunanistan, 6 millik karasularına rağmen 10 millik ulusal hava sahası iddia ediyor. Türkiye bu iddiayı kabul etmiyor ve aradaki alanda yapılan uçuşların “ihlal” olarak sunulmasına karşı çıkıyor.

Atina’nın karasularını 12 mile genişletme yaklaşımı ise Ankara açısından ayrı bir kırmızı çizgi. Türkiye, Ege’deki dengeyi kendi aleyhine değiştirecek bu adıma karşı, 1995 tarihli TBMM bildirisiyle askerî tedbirler dâhil her türlü seçeneği gündemde tutuyor.

Bu itirazların tamamını Türkiye’nin yayılmacılığına bağlamak, tartışmanın hukuki ve coğrafi temelini görünmez hâle getiriyor. Türkiye’nin kendi kıyıları önündeki haklarını savunması, komşusuna düşmanlık olarak sunulamaz.

F-35 tartışması ise müttefiklik meselesinin başka bir boyutu. Miçotakis, ABD’ye kime silah satacağını söylemenin Yunanistan’ın işi olmadığını belirtmekle birlikte, Türkiye’nin uçakları edinmesinin önündeki engellerin nasıl aşılacağını görmediğini ifade etti. Türkiye’nin savunma imkânlarının Yunan siyasetinde sürekli rekabet konusu yapılması, müttefiklik ve komşuluk ilişkilerini zayıflatıyor.

Yunanistan kendi silahlanmasını egemen bir devletin doğal tercihi olarak sunarken Türkiye’nin savunma kapasitesindeki her ilerlemeyi sorunlaştırıyorsa, buradaki yaklaşımı sorgulamak gerekir. Aynı ittifak içinde bulunmak, bir ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını meşru, diğerininkileri sakıncalı sayma ayrıcalığı vermez.

Bugün Atina’dan beklenen; antlaşma yükümlülüklerini ciddiye alması, Türkiye’nin hak ve güvenlik kaygılarını tanıması ve ilişkileri iç siyasetin rekabet malzemesi hâline getirmemesi.

Çünkü Türkiye’yle müttefiklik, Türkiye’ye rağmen güvenlik kurmaya çalışarak sürdürülemez.

320
0
8
₺

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
320
0
8
₺

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.