Beyaz fonda Türk askerleri, Yemen haritası, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bayrakları, İHA, hava savunma sistemi ve yük gemilerinden oluşan kolaj.

Türkiye Yemen’e Mehmetçik Gönderecek mi?

– Türkiye’nin Suudi Arabistan’a vereceği destek, Mehmetçiğin Yemen’de savaşacağı anlamına mı geliyor? Özgür Özel’in açıklamalarıyla başlayan tartışmanın merkezinde bu soru var. Yanıtı ise desteğin kapsamı, Türkiye’nin üstlendiği sorumluluklar ve Mekke İttifakı’ndan beklentilerinde saklı.
Beyaz fonda Türk askerleri, Yemen haritası, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bayrakları, İHA, hava savunma sistemi ve yük gemilerinden oluşan kolaj.

Yemen, Türkiye’de hafızalara yalnızca bir coğrafyanın adı olarak kazınmadı. Geri dönmeyen askerlerin, uzak cephelerin ve kuşaklar boyunca aktarılan kayıpların hatırasını taşıdı. Özgür Özel’in “Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılık” sözleri de Yemen’in toplumsal hafızada bıraktığı acı izlere gönderme yapıyor. Ancak bir dış politika kararının niteliğini, uyandırdığı tarihsel korku üzerinden belirleyemeyiz. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a savunma desteği vermesiyle Yemen topraklarında savaşa katılması arasındaki farkı ortaya koymadan yapılan tartışma, kamuoyunu manipüle eder.

Osmanlı’nın Yemen’deki varlığı, Kızıldeniz’in güvenliği, ticaret yolları ve kutsal toprakların korunmasıyla yakından ilişkiliydi. Bugün de aynı coğrafyanın önemi sürüyor. Babülmendep Boğazı, Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayarak Süveyş üzerinden Avrupa’ya uzanan deniz yolunun güney kapısını oluşturuyor. Buradaki güvensizlik, gemileri daha uzun güzergâhlara yönlendiriyor; enerji taşımacılığını ve ticaret maliyetlerini etkiliyor. Tam da bu nedenle Türkiye’nin Yemen çevresindeki gelişmelere ilgisini yalnızca geçmişin hatıralarıyla açıklamak mümkün değil.

Üstelik Yemen’deki savaş, iki devlet arasındaki basit bir hesaplaşmadan çok daha karmaşık. 2011’de başlayan siyasi sarsıntıyı başarısız bir geçiş süreci izledi. Husilerin 2014’te Sana’yı ele geçirmesi ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015’te müdahalesi, iç çatışmayı bölgesel rekabetle iç içe geçirdi. Riyad uluslararası alanda tanınan yönetimi, İran Husileri destekledi. BAE’nin güneydeki farklı güçlerle kurduğu ilişkiler ise Husi karşıtı cephede dahi ortak bir gelecek tasavvuru bulunmadığını gösterdi. En ağır bedeli, yerinden edilen ve temel ihtiyaçlarına erişemeyen siviller ödedi.

2022’de Birleşmiş Milletler aracılığıyla sağlanan ateşkesin resmî süresi sona erse de çatışmalardaki görece durulma bir süre devam etti. Ancak 2026’da yeniden yükselen çatışmalar, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar ve Babülmendep çevresindeki mücadele, Yemen’i tekrar bölgesel güvenliğin merkezine taşıdı. 4 Ekim’de Yemen yönetiminin Husi kontrolündeki bölgeleri geri almak amacıyla başlattığını duyurduğu harekât da bu tırmanışın yeni aşaması oldu.

Suudi Arabistan’ı savunmak ile Yemen’de savaşa girmek aynı anlama gelmiyor

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Ağustos ayında imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılması ilkesine dayanıyor. Bu çerçevede 5 Ekim’de Riyad’da alınan karar, üzerinde uzlaşılan askerî kuvvet ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a sağlanmasını öngörüyor. Açıklamada hem konuşlandırmanın adresi hem de ulusal mevzuata uyma şartı belirtiliyor. Kamuoyuna duyurulan bu metin, Türk kara birliklerinin Yemen’de taarruz harekâtına katılacağını söylemiyor.

Reuters’ın 7 Ekim haberindeki yetkili açıklamaları da teçhizat, istihbarat, silah sistemleri ve teknik desteği öne çıkarıyor. Haberde bir ABD yetkilisi İHA operatörleri, planlama ve lojistik desteğinden de söz ediyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ekim’de bu ayrımı açık biçimde ortaya koydu: “Türkiye, başka bir ülke toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak.” Fidan’ın açıklamasına göre Ankara, Suudi Arabistan’ın savunmasına nasıl katkı sağlayabileceğini değerlendirirken sorunun diyalogla çözülmesi için de çalışıyor.

Buradaki temel ölçüt, yalnızca personel gönderilip gönderilmemesi olamaz. Görevin nerede, hangi yetkiyle ve hangi amaçla yürütüleceği belirleyici. Bir hava savunma sisteminin işletilmesine katkı sağlamak, başka bir ülkenin kentlerini ele geçirmek için savaşmaktan farklı bir askerî faaliyet. Bu ayrımı silerek bütün destek biçimlerini “Yemen çöllerine Mehmetçik göndermek” ifadesine sığdırmak, açıklanan kararın kapsamını olduğundan farklı gösteriyor.

Bununla birlikte Meclis denetimi tali bir mesele değil. Anayasa’nın 90. maddesi uluslararası anlaşmaların onaylanmasını, 92. maddesi ise istisnalarıyla birlikte silahlı kuvvetlerin yurt dışına gönderilmesini düzenliyor. Ortak açıklamadaki ulusal mevzuata uyma kaydı, bu süreçlerin tamamlandığı anlamına gelmiyor. Nitekim Fidan, anlaşmanın Meclis’e sunulmasına yönelik hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Muhalefetin hukuki dayanağı ve görevin sınırlarını sorgulaması meşru; fakat henüz açıklanmamış bir savaş kararını alınmış gibi sunması ise ayrı bir mesele.

Peki Ankara neden böyle bir sorumluluk üstlenmek istesin? İlk olası kazanım, karşılıklı savunma taahhüdünün güvenilirliği. Kriz anında işlemeyen bir ortaklığın caydırıcılığı da sınırlı kalır. Türkiye’nin vereceği destek, kendi güvenliğine yönelik bir saldırı halinde dayanışma beklentisini güçlendirebilir.

İkinci kazanım, güvenlik ortaklıklarının çeşitlenmesi olabilir. Bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesi, Ankara’nın diplomatik ve askerî seçeneklerini artırabilir. Türkiye’nin resmî yaklaşımı da Mekke Anlaşması’nı NATO gibi mevcut ittifaklarını tamamlayan bir mekanizma olarak tanımlıyor. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın altıdan fazla ülkenin katılımla ilgilendiğini açıklaması, bu girişimin genişleme potansiyeline işaret ediyor; başarısını ise kurulacak kurumlar ve krizlerdeki uygulama gücü belirleyecek.

Savunma sanayisi de bu ilişkinin somut boyutlarından biri. Baykar’ın 2023’te Suudi Arabistan’la yaptığı AKINCI anlaşması mevcut iş birliğinin örneği. KAAN konusunda ortak yatırım ihtimalinin siyasi düzeyde gündeme getirilmesi de ilişkinin daha ileri taşınabileceğini gösteriyor. Eğitim, bakım, ortak üretim ve teknoloji geliştirme alanları Türkiye için fırsat yaratabilir.

Bu hesabın ekonomik tarafında Babülmendep’in güvenliği de bulunuyor. Deniz taşımacılığındaki aksamaların azalması, Türkiye’nin ticaret ve üretim çıkarlarına hizmet edebilir.

Bu nedenle eldeki bilgiler, Türkiye’nin Yemen’e savaşmak üzere Mehmetçik göndermeye karar verdiği sonucunu desteklemiyor. Açıklanan tercih, Suudi Arabistan’ın savunmasına katkı sağlamak yönünde.

Mekke İttifakı’nın önündeki sınav Yemen’le sınırlı kalmayabilir. Bölge ülkelerinin savunmada birlikte hareket etmesi, ABD ve İsrail’in hesaplarını nasıl etkileyecek? Washington ve Tel Aviv bu oluşumun güçlenmesini engellemeye mi çalışacak? İttifakın geleceğini, dış baskılar karşısında üyelerinin ne kadar kararlı duracağı da belirleyecek.

162
0
4
₺

Bu makaleyi beğendiniz mi?

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.

Diğer makaleler

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Çalışmalarımı destekleyin
Rozetinizi seçin, sponsorlar arasına katılın.
162
0
4
₺

Bağımsız çalışmalarımı destekleyin.

Bağımsız gazeteciliğe destek olun. Sponsor rozetinizi seçin.